İletişim : info@mebhaberim.com

Eğitim-Öğretim

Özel eğitim kurumları için birleştirilsin veya dönüştürülsün önerisi

Yayınlandı

Ankara

Otizmli çocuğu olan aileler tarafından 2010’da “yaşam ve eğitim merkezi” olarak 8 dönümlük bir alanda kurulan Otizm Vakfı, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) riski sebebiyle 16 Mart’ta ara verdiği hizmetlerine, yaklaşık bir ay önce yeniden başladı. 

Salgın sürecinde özel gereksinimli çocuklarının evdeki eğitim ve gelişim sürecine ilişkin zorlu bir mücadele veren aileler, merkezin tekrar hizmete açılmasıyla rahat bir nefes aldı.

Kovid-19 riskine karşı hijyen, düzenli dezenfeksiyon, maske ve mesafe kurallarının titizlikle uygulandığı merkezde, otizmli çocuk ve gençler bisiklet, paten, yüzme, cimnastik gibi spor faaliyetleri ve eğitimlerle kendi kendilerine yetebilme, kendi ayakları üzerinde durabilme becerilerini kazanıyor.

“Kurumların önemi pandemi sürecinde biraz daha anlaşıldı”

Otizm Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Aydın Çayan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, salgına karşı önlemlerin servis sürecinden itibaren başladığını anlattı.

Servise binen tüm çocukların ateşlerinin ölçüldüğünü, servislerin her kullanımdan önce dezenfekte edildiğini dile getiren Çayan, otizmli çocuklara maske taktırmak mümkün olmadığı için çalışan ve eğitimcilerin bu kuralı uyguladığını kaydetti.

Çalışma alanlarına da ayrı ayrı eğitimler düzenlendiğini, kuruma misafir kabul edilmediğini, etkinliklerin çoğunlukla açık alanda yapıldığını belirten Çayan, şu an yaklaşık 60 otizmli öğrencinin merkezden hizmet aldığını, ancak öğrencilerin merkeze aynı gün değil farklı zamanlarda geldiğini ifade etti.

“Özel eğitim ve rehabilitasyon kurumlarının ne kadar önemli olduğu, bu kurumlara olan ihtiyaç, pandemi sürecinde biraz daha anlaşıldı.” diyen Çayan, özellikle annelerin, çocuklarının eğitimi ve bakımı ile ilgili yaşadığı zorluklara dikkati çekti.

“Çocukların 24 saat kalabileceği yaşam merkezleri oluşturulmalı”

Evden dışarı adımını atamayan, ağır derecede otizmli çocuklarını kontrol etmekte zorlanan ailelere işaret eden Çayan, “Türkiye’de çocukların 24 saat kalabileceği yaşam merkezlerinin oluşturulması gerekiyor. Tüm ailelerin ortak sorusu, ‘Benden sonra çocuğum ne olacak?’ Bu acıyı yaşayabilenleri gerçekten anlıyoruz, hissediyoruz. Çünkü kendi çocuklarımız da bu sorunu yaşıyor.” diye konuştu.

Bu konuda yetkililerden destek beklediklerinin altını çizen Çayan, “Öncelikle yerel yönetimler mevzuat olarak da bu konuda daha uygunlar. Çok zor bir şey değil aslında ama sadece inanmaları gerekiyor.” ifadelerini kullandı.

“Çocukların 8 saatini geçirebileceği eğitim merkezleri açılmalı”

Özel eğitim süreçlerinde devletin desteklediği seans sürelerine de değinen Çayan, şunları kaydetti:

“Türkiye’de yıllar önce başlatılan bir özel eğitim sistemi var. Bu çocukların raporlarına göre haftada 2, ayda 8 seans ders veriliyor. Fakat bu sürelerle eğitimlerde hiçbir yere varılmıyor. Türkiye’de özel gereksinimli çocuklar için 2 bin 600’ün üzerinde özel eğitim kurumu var. Görüşmelerimizde aylık 8 seans sürelerinin artırılması ile ilgili destek olunacağı ifade ediliyor. Fakat bu bir çözüm değil. Biz istiyoruz ki çocuklar tam gün, bazı çocuklar için hatta 24 saat aileden bağımsız eğitim alabilsin.

Haftada 2 seans 40’ar dakika ile çocuğun eğitim alması, düzelmesi mümkün değil. Bunu artık kabul etmek ve bu sistemden vazgeçmek gerekiyor. Özel eğitim kurumları kapatılmalı. Bunlar dönüştürülebilir, birleştirilebilir. Apartman dairelerinde, ara katlarda bu çocukların seanslı eğitimle bir yola varması mümkün değil. Çocukların rahat edebileceği geniş alanlarda, en azından günlük 8 saatini geçirebileceği eğitim merkezlerinin açılması gerekiyor. Bütün talebimiz bu.”

“Karantina dönemi bizler açısından çok sıkıntılı ilerledi”

Ufuk Üniversitesi Eğitim Fakültesinde doktor öğretim üyesi olarak görev yapan Hürriyet Konur da 23 yaşındaki otizmli oğlunu 3 yıldır vakıftaki eğitimlere getirdiğini anlattı.

Daha önce oğlunun kaynaştırma öğrencisi olduğunu dile getiren Konur, “Karantina dönemi bizler açısından çok sıkıntılı ilerledi. Çünkü çocuklar rutininin bozulmasına çok alışkın değiller ve çok tepki gösteriyorlar. Özellikle sokağa çıkma kısıtlamasının olduğu günler çok sıkıntılı geçti. Oğlum sürekli arabayla gezdirilmek istiyordu.” diye konuştu.

Oğluna evde eğitim verdiğini dile getiren Konur, şöyle devam etti:

“Vakfın hizmetlerine başlamasıyla hayatımız tekrar düzene girdi. Oğlumu sabah gönül rahatlığıyla vakfa bırakıp işe gidebiliyorum. Evde hapsolmaktan kurtuldu çocuğum. Özel durumları bulunan çocuklar için mutlaka 24 saat bakım veren merkezlerin olması gerekiyor. Ben tek bir anneyim, eşimi kaybettim. Gerçekten bizim en büyük sorunumuz, ‘Çocuklarımız bizden sonra ne olacak?’ Bu tarz merkezler, yaşam evleri kurulursa çok daha iyi olacak bizim açımızdan.”

“Engelli çocuğu olan ailelere de idari izin verilmesi gerekiyor”

Hürriyet Konur, salgın sürecinde kronik rahatsızlığı olan veya engeli bulunan kişilerin idari izinli sayıldığını anımsatarak, şu çağrıda bulundu:

“Bu tür dönemlerde engelli çocuğu bulunan ailelere de izin verilmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü herkesin belirli imkanları olmayabiliyor ve bu durumda çocukları bırakabilecek kimse bulunamıyor. Kurumlar da kapalı olduğu için büyük sorun yaşanıyor. Engelli çocuğu olan ailelere de idari izin verilmesi gerekiyor.” 

Yorum için tıkla

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Eğitim-Öğretim

YÖK Başkanı Saraç: Açık erişimin önemi, salgın döneminde belirgin olarak ortaya çıktı

Yayınlandı

Yazar :

Ankara

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, “Yeni YÖK”ün öncelikleri arasında yer alan “açık erişim”in öneminin küresel salgın döneminde daha da belirginleştiğini kaydetti.

Saraç, Twitter hesabından Uluslararası Açık Erişim Haftası‘na ilişkin yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:

“Yeni YÖK olarak önceliklerimiz arasında yer alan açık erişimin önemi içinde bulunduğumuz küresel salgın döneminde daha da belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Bu yıl teması Yapısal Eşitlik ve Kapsayıcılık İnşa Etmek Amacıyla Açık Erişim olarak belirlenen Uluslararası Açık Erişim Haftası’nı kutluyorum.”

Okumaya Devam

Eğitim-Öğretim

MEBden okul yöneticilerine uzaktan eğitim tasarım ve yönetim eğitimi

Yayınlandı

Yazar :

Ankara

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Milli Eğitim Bakanlığınca(MEB), okul yöneticilerinin uzaktan eğitim süreçlerindeki tasarım ve yönetim becerilerinin geliştirilmesi amacıyla UNICEF iş birliğinde hazırlanan “Okul Yöneticilerinin Kapsayıcı Eğitim Bağlamında Uzaktan Eğitim, Tasarım ve Yönetim Becerilerinin Geliştirilmesi” uluslararası akredite sertifikalı mesleki gelişim programının tanıtımını, MEB Başöğretmen Salonu’nda düzenlenen törende yaptı. 

Okul yöneticilerinin eğitiminin son derece kritik olduğunu ifade eden Selçuk, “Okullarımızın rengi, neşesi, niteliği doğrudan doğruya okul müdürlerimizin yetkinliği ve motivasyonu ile ilgili bir konu. Yapılan bu çalışma aslında tarihi olarak büyük bir değer taşıyor. Okul müdürlerimiz, okuldaki ilişkiler ağının okulun içinde olagelen iletişimin büyük ölçüde mimarlarıdır. O nedenle bu mimariyi kurarken çok daha nitelikli olarak kurma konusunda desteğimizle her zaman yanlarındayız.” değerlendirmesini yaptı.

Her neslin kendi zamanıyla kendi çağıyla geldiğini ve o nesillere ayak uydurabilmek için okul müdürleri ve öğretmenlerin sürekli kendilerini yenilemeleri gerektiğine işaret eden Selçuk, “Aslında siz okulun liderliğini yürütürken büyük bir değişimi ve dönüşümü de yönetiyorsunuz ve sizin bu yönetiminiz, okulun ne kadar yol alacağını, öğretmenlerin ve öğrencilerin kurumda ne kadar mutlu olacağını, nasıl akışkan bir süreç yaşayacağını doğrudan doğruya etkiliyor. Ama bunun tam tersi olursa eğer ‘Başımıza iş açmayalım hocam’, ya da öğrenciler için “Durun durduğunuz yerde çocuğum’ gibi ifadeler olursa o zaman da sistemin tıkandığını rahatlıkla görürüz. Bizim güzel işlerimiz olsun, çocuklarımız durmasınlar, yürüsünler, öğretmenler ve öğrencilerimiz okul yöneticilerinin açtığı yolda hızla ilerlesinler.” diye konuştu.

Okul müdürlerinin çok fazla bürokratik işlerinin olduğunu, lojistik işlerle uğraştıklarını vurgulayan Selçuk bütün çabalarının bu yükün azaltılması ve okul müdürlerinin gerçekten eğitimle uğraşmaları konusunda fırsat bulmaları için olduğunu dile getirdi.

Yöneticilerin eğitim ekosistemini geliştirebilmeleri için her türlü tedbiri aldıklarının altını çizen Selçuk, “Onların gelişimi, onların mutluluğu okulun mutluluğu, yani öğretmenin ve çocuğun mutluluğu demek. Biz ne kadar iyi bir teşkilata sahip olursak ne kadar iyi müfredata sahip olursak olalım iyi bir eğitim kadrosuna sahip olmazsak bunlar çok da anlamlı olmayacaktır. Bakanlık olarak biz her zaman okul yöneticilerimizin, müdürlerimizin, müdür yardımcılarımızın yanında olacağız ve onları destekleyeceğiz. Bunun için de çok yeni çalışmaların peşindeyiz.” ifadelerini kullandı.

“Elinde sanki bir sihirli değnek varmış gibi”

Bakan Selçuk, UNICEF’le iş birliği içinde uzaktan eğitim sürecinde dijital materyallerin geliştirilmesi, salgın döneminde okul güvenliğinin sağlanması, sosyal duygusal becerilerin geliştirilmesi, teknoloji liderliği, proje tasarımı, kriz ve kriz yönetimi gibi pek çok kitabın hazırlandığını belirterek, şöyle devam etti:

“Bütün bunlar bizim ortak bir dilimizin gelişmesine hizmet edecek, bütün bunlar bizim eğitimin kalitesinin artırma noktasında kavramlarımızı ve terimlerimizi geliştirmemize hizmet edecek. Okul yöneticilerinin uzaktan eğitim süreçlerinde tasarım ve yönetim becerilerinin geliştirilmesi programına yaklaşık 50 bin civarında okul yöneticimiz katıldı. Bunun sayısı artacak ve bu eğitimlerin hazırlanan kitapları çerçevesinde, eğitim yazılımları çerçevesinde devam etmesi söz konusu olacak.

Bir okul müdürü gerçekten yetkinliği ile, motivasyonu ile harekete geçtiğinde ‘Bu okul gerçekten o okul mu’ sorusunu sordurabiliyor. Yani elinde sanki bir sihirli değnek varmış gibi bir okulun çehresini değiştirme, okul-çevre ilişkilerini güzelleştirme, öğretmenin mutluluğunu, öğrencilerin öğrenme sorumluluğunu yükseltme gibi konularında son derece başarılı işler yapabiliyorlar. Biz Bakanlık olarak üzerimize düşeni yaparsak biliyoruz ki okul müdürlerimiz de yapacak. Bugünkü çalışma da bu fikrin bir sonucu ve bizim yöneticilerimizle yazamayacağımız başarı hikayesi yok, buna gönülden inanıyoruz.”

“Salgın dönemi bizim için aslında eğitimin bir fırsatı da oldu”

Ziya Selçuk, Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürlüğü ve UNICEF iş birliğinde öğretmenlerle ilgili daha önce pek çok çalışma yürütüldüğünü hatırlatarak, salgın döneminin eğitim yöneticilerine, okulların kültürünü, atmosferini dönüştürmek, okulları “Barış yuvası”na dönüştürmek açısından fırsat sunduğunu bildirdi.

Çalışmada emeği geçenlere, UNICEF’e ve okul yöneticilerine teşekkür eden Selçuk, “Bu tür çalışmaların damlaya damlaya belirli bir suyun iz bırakması gibi kısa ve orta vadede sistemde çok büyük bir davranışsal değişime de hizmet edecek. O yüzden bu tür işleri çok çok önemsiyorum.” dedi.

Milli Eğitim Bakanı Selçuk daha sonra, Okul Yöneticilerinin Kapsayıcı Eğitim Bağlamında Uzaktan Eğitim, Tasarım ve Yönetim Becerilerinin Geliştirilmesi programına katılan okul yöneticilerine dijital sertifikalarını yapılan canlı bağlantılarla takdim etti.

“Türkiye’nin en büyük okul yöneticisi mesleki gelişim programını yürüttük”

MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Adnan Boyacı ise 2023 Eğitim Vizyonu’nda okul yöneticiliğinin ve mesleki gelişimin önemine vurgu yapıldığını hatırlatarak, Bakanlık olarak bu amaçla pek çok program geliştirdiklerini anlattı.

UNICIEF’le ortaklaşa yürütülen yüz yüze mesleki gelişim programına geçen yıl 11 bin okul yöneticisinin katıldığını aktaran Boyacı, “Çalışma, Türkiye’nin en büyük okul yöneticisi mesleki gelişim programı oldu.” dedi.

Projeyle, meslektaşların tecrübelerini birbirleriyle paylaştığı yeni bir çerçeve sunulduğunu anlatan Boyacı, ikinci grup eğitimlerinde ise Kovid-19 sürecinde okul yöneticilerinin idari, teknik, iletişim konularını ele aldıklarını aktardı.

Şu ana kadar 40 bin okul yöneticisinin bu eğitimleri aldığını ve bu yılın sonuna kadar 200 bin yöneticinin eğitimleri alacağını belirten Boyacı, “Bundan sonraki süreçte okul yöneticilerimize yönelik projelerimizi derinleştirerek artırmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Okumaya Devam

Eğitim-Öğretim

İHÜyü kampüs üniversite kimliğine kavuşturan külliye açıldı

Yayınlandı

Yazar :

İstanbul

İbn Haldun Üniversitesini (İHÜ), teknolojik imkanlarla donatılan modern fakülte binaları ve derslikleri, kongre ve konferans salonları, yurtları, kütüphanesi, yeşil alanları ve sosyal donatılarıyla “kampüs üniversitesi” hüviyetine kavuşturan külliye bugün hizmete girdi. 

Mimar Sinan’ın en önemli eserlerinden olan Üsküdar Atik Valide Sultan Külliyesi yerinde incelenerek projelendirilen ve temeli 22 Ekim 2018’de atılan İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi’nin yarın gerçekleştirilecek 1. faz açılışına, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı.

Öğrencilerin ve akademik kadronun ders ve ders dışı tüm ihtiyaçlarını karşılayan külliye ile İHÜ, yeni teknolojik imkanlarla donatılan modern fakülte binaları ve derslikleri, kongre ve konferans salonları, yurtları, kütüphanesi, yeşil alanları, spor alanları, etkinlik ve dinlenme alanları, bisiklet yolları ve parkları gibi sosyal donatılarıyla “kampüs üniversitesi” kimliğine kavuşştu.

Eğitim-öğretime dair fiziki imkanlar ve sosyal donatılar

Külliyenin 1. fazında inşası tamamlanan mevcut binalarda 12, 20, 30 ve 54 kişilik olmak üzere farklı büyüklüklerde 101 sınıf, 4 bilgisayar laboratuvarı ve 1 psikoloji laboratuvarı bulunuyor. 

Ayrıca külliyede, 180’er kişilik 2 amfi, daha çok hukuk fakültesi öğrencilerinin kullanacağı konsept bir sınıf ve 412 kişilik konferans salonu yer alıyor.

Öğrenci kulüplerinin ve öğrencilerin sosyal faaliyetlerinde kullanımı için 837 metrekarelik kapalı bir alanın ayrıldığı külliyede, fakülte ve diller okulu kantinlerinin yanı sıra merkez kafeterya da hizmet verecek.

734 öğrenci kapasiteli yurt

İbn Haldun Üniversitesi Külliyesinde, 361 kız, 382 erkek olmak üzere 743 öğrencinin konaklayabileceği bir yurt da bulunuyor. Odaların 3 kişilik olduğu yurt binasının içerisinde aerobik ve fitness salonları, hobi mutfakları, okuma alanları ve dinlenme alanları yer alıyor. 

Yurt binalarının kuzeyinde ise halı saha, basketbol sahası ve tenis kortu bulunuyor.

Yurtlar bölgesinden fakülte bölgesine uzanan ve fakülte bölgesi çevresini dolanan bisiklet yolu, Türkiye’nin en uzun bisiklet yoluna sahip olan Başakşehir Belediyesinin bisiklet yoluna entegre oluyor. Külliyede 100 civarında bisiklet parkı bulunuyor.

Ayrıca “engelsiz üniversite” kriterlerine uygun inşa edilen külliyede tüm yol ve kaldırım birleşim yerleri hemyüz yapılarak engelli geçişi kolaylaştırıldı ve görme engelliler için yönlendirme uygulamaları yapıldı.

65 bin metrekare yeşil alan

Kullanıma açılacak 1. fazında 138 bin 62 metrekare açık, 67 bin metrekare kapalı alan bulunan külliyede, 65 bin metrekare yeşil alan yer alırken, 4 bin 500 metrekarelik bir alana birçok meyve türünden 124 meyve ağacı dikildi.

Yapımı devam eden ve 2021 yılı sonunda tamamlanması planlanan Halkalı-İstanbul Havalimanı hattının İbn Haldun Üniversitesi durağı külliyenin giriş binasına 700 metre mesafede bulunuyor. Üniversitenin ana girişinde yer alan otobüs durağı da bölge otobüslerinin güzergahı arasında yer alacak.

Klasik Türk mimarisi örnek alınarak inşa edilen ve en fazla 4 katlı binaların yer aldığı külliyede, Türk-İslam mimarisinde önemli yeri olan iç ve dış avlular teşkil edilerek nitelikli peyzaj düzenlemeleri de yapıldı.

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) tedbirleri kapsamında Güz-2020 Dönemi derslerinin uzaktan eğitimle devam ettiği süreçte İbn Haldun Üniversitesi Külliyesi ve kütüphane imkanları, öğrencilerin, akademisyenlerin ve araştırmacıların kullanımına açık olacak.

Külliyenin 2. ve 3. faz planlamaları

Külliyenin, inşaatı devam eden 2. ve 3. fazlarında ise İbn Haldun Korusu, Spor Merkezi, Öğrenci Yaşam Merkezi, yurt binaları ve fakülte binaları yer alacak. 

12 Ekim’de temeli törenle atılan Spor Merkezinde, kapalı basketbol sahası ve halı saha, kapalı yüzme havuzu, tenis kortu, güreş salonu, fitness salonları, okçuluk alanı, sauna, buhar odası ve tuz odasının yer alması planlanıyor.

Ayrıca, İbn Haldun Korusu olarak isimlendirilen vadide hobi bahçeleri oluşturulacak.

“Osmanlı ve Selçuklu medrese anlayışını yansıttık”

Külliyeye ilişkin AA muhabirine açıklamada bulunan İHÜ Rektörü Prof. Dr. Recep Şentürk, kampüsün üniversitenin “fikri bağımsızlık” mottosunu ve eğitim felsefesini yansıtacak bir mimari tasarımla inşa edildiğini söyledi. 

Üniversitenin eğitim anlayışını “gelenekli yenilikçilik” olarak tanımlayan Şentürk, bir taraftan yenilikçi ama aynı zamanda geleneği de sürdüren bir yenilikçilik anlayışıyla eğitim müfredatını kurguladıklarını, kampüsün mimarisinin somut olarak bu anlayışı yansıttığını ifade etti.

Külliyenin Osmanlı-Türk mimarisi örnek alınarak inşa edildiğini dile getiren Şentürk, “Revaklar, iç avlular var. Osmanlı ve Selçuklu medrese anlayışını yansıttık. İç avlulardaki 6 köşeli kırmızı tuğlalar da Osmanlı eğitim mimarisini yansıtıyor. Külliye planlanırken mimarlarımız Atik Valide Külliyesi, Fatih ve Süleymaniye medreselerini incelediler. Buralardaki mimari anlayışı modern dünyaya taşıdılar.” diye konuştu.

Kampüsün ortasında bir fütüvvet havuzu olduğunu aktaran Şentürk, şu bilgileri verdi:

“Bu fütüvvet havuzu da İbn-i Haldun’un değerlerinden bir tanesi olan fütüvveti yansıtıyor. 8 köşeli bir Selçuklu fütüvvet yıldızı havuz şeklinde inşa edilmiştir. Bu da yine Selçuklu ve Osmanlı’dan bize kalan bir mimari öge. Burada da fütüvvetin 8 değeri havuzun etrafında yansıtılmış oldu. Fütüvvet karakter eğitimi anlamına geliyor. Yani özgeci, diğerkamcı, kendi menfaatini bencil bir şekilde önceleyen değil başkalarını önceleyen, topluma, ülkeye ve insanlığa hizmeti önceleyen bir ahlak anlayışı. Genel olara dünyada eğitim sisteminde liberal ahlak anlayışı hakim. Bir taraftan akademik eğitim diğer taraftan liberal ahlak anlayışı veriliyor. Liberal ahlak anlayışı da bireyin özerkliğine dayalı. Biz ise bu liberal gençlik ahlakına alternatif olarak İslam medeniyetinden, kültürümüzden ve tarihimizden tevarüs ettiğimiz fütüvvet gençlik ahlakını öğrencilerimize sunmak istiyoruz. Bunu da külliyemizin ortasına inşa ettiğimiz 8 köşeli fütüvvet havuzuyla sembolize etmiş olduk. Havuzun etrafında bu değerler yazılı.”

Prof. Dr. Şentürk, külliyede modern teknik imkanları da kullandıklarını, akıllı sınıflar, konferans sınıfları, öğrenci merkezleri ve çok amaçlı alanlar oluşturduklarını kaydetti.

“Ağaçlar büyüdüğünde orman içinde bir külliye görünümü oluşacak”

Külliyenin 1. etabında 5 bina inşa ettiklerini belirten Şentürk, “Giriş binamız var. İslam felsefesindeki varlığın ve bilginin 7 mertebesini sembolize eden bir giriş kapısı var. Öğrenci Merkezimizin içerisinde büyük etkinlik salonları ve öğrenci kantini bulunuyor. İnsan ve Toplum Bilimleri binası, İşletme Fakültesi binası, Diller Okulu ile Rektörlük ve yönetim binası inşa edildi. Kız ve erkek olmak üzere 2 yurt binasının inşası bitti. Bu hafta içerisinde Spor Merkezinin temelini attık. İçinde kapalı yüzme havuzu, tenis, okçuluk ve diğer sportif faaliyetlerin yapılacağı alanlar yer alacak.” ifadelerini kullandı.

Prof. Dr. Şentürk, külliyeye 3-4 kattan yüksek bina inşa edilmeyeceğine dikkati çekerek, şunları kaydetti:

“Külliyemizde ağaçlardan yüksek bina olmayacak, daha doğal bir ortam olacak. Külliyenin üzerine oturduğu alan yaklaşık 500 dönüm bir alan. Peyzaj çalışmaları hızla ilerliyor. Şu anda 4 bini aşkın ağaç dikilmiş durumda. Özel olarak bir meyve bahçesi oluşturuyoruz. Ayrıca hobi bahçeleri tasarlıyoruz. Bu ağaçlar büyüdüğünde orman içinde bir külliye görünümü oluşacak. Burası hem fiziki imkanlarıyla hem de içindeki yüksek seviyeli akademik araştırmalarla uluslarası bir düzeyde mükemmeliyet merkezi olarak ülkemize hizmet verecek.”

“Öğrenci sayısı arttıkça 2. faza geçilecek”

Üniversitenin öğrenci projeksiyonunun 5 bini aşmayacak şekilde planlandığını, bunun yüzde 25’inin lisans, yüzde 75’inin de yüksek lisans ve doktora öğrencisi olacağını kaydeden Şentürk, şu anda yaklaşık 1500 öğrenci olduğunu, mevcut haliyle külliyenin kapalı mekanlarının yeterli olduğunu söyledi. 

Öğrenci sayısı arttıkça 2. faza geçileceğini belirten Şentürk, sözlerini şöyle tamamladı:

“Yeni fakülte ve yurt binaları ilave edilecek. Şu anda bir cami inşaatının projesi yapılıyor. Daha büyük bir üniversite kütüphanesi yapılacak, onun yanına da Cumhurbaşkanlığı Kütüphanesi inşaatı. Şu anda üzerinde çalışmalar devam ediyor. Çünkü amacımız araştırma üniversitesi olmak. Bu da ancak çok zengin bir kütüphaneyle mümkün olabilir. Kütüphanemizin içerisinde Dijital İnsan Bilimleri Merkezi kuracağız. Böylece kütüphane alanındaki dijitalleşmeyi takip edeceğiz. Dijital datalar toplanacak ve öğrencilerimiz kolaylıkla kaynaklara ve verilere hızla ulaşacak. Dünyadaki son gelişmelere göre tasarlanmış bir kampüs ve kütüphane, çalışma mekanları, sosyal faaliyet ve spor alanlarını kurmuş olacağız.”

Okumaya Devam
Advertisement