İletişim : info@mebhaberim.com

Eğitim-Öğretim

Çocuklar okulun ilk günlerinde yakından takip edilmeli

Yayınlandı

İstanbul

Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr. Mücahit Öztürk, yazılı açıklamasında, yaşı büyüyen, yeni bir sınıfa veya okula giden öğrencilerin yeni arkadaş grupları tarafından kabul görme endişesiyle zararlı alışkanlıklara yönelebildiğine değindi.

Fiziksel hastalıklara karşı güçlü bir bünyeye sahip olmak ne kadar önemliyse, bağımlılık riskine karşı da psikolojik açıdan güçlü ve öz güvenli çocuklar yetiştirmenin o kadar önemli olduğunu anlatan Öztürk, çocuğun ailede göreceği yaklaşımın bağımlılıklardan korunmada kalkan rolü üstlendiğinin altını çizdi.

Öztürk, velilere şu tavsiyelerde bulundu:

“Çocuklarınıza olan sevginizi sözlü olarak ve davranışlarınızla ifade etmekten kaçınmayın. Hayata ve geleceğe olumlu ve umutlu bakmasını sağlayın. Çocuklarınızın ‘özdeğer’ algısını oluşturun. Hatalarına karşı yargılayıcı olmayın şefkatle yaklaşın. ‘Hayır’ demeyi öğretin. Çocuklarınızı dinleyin, konuşun, sorunlarına çözüm odaklı yaklaşın. Empati kurmayı öğretin. Kendi bedenine iyi davranma ve sağlığına sahip çıkma bilinci verin. İyi-kötü, doğru-yanlış, sorumluluk, saygı gibi değerleri benimsetin. Ailece yapılan aktiviteler, sohbetler, geziler düzenleyin. Okulu ve öğretmenleriyle sürekli iletişimde olun. Arkadaşları ve aileleriyle tanışın. Sınırlar koyun.”

Sigaraya başlama nedenlerine değinen Öztürk, şunları kaydetti:

“Okul, sınıf ve yaşın getirdiği bazı değişimler okulun ilk günlerinde öğrencilerin riskli bir süreç yaşamasına neden oluyor. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de tütün ürünleri kullanmaya başlayanların yüzde 21,6’sı merak, yüzde 29,1’i arkadaş etkisi ve 29,7’si özentiyi gerekçe gösteriyor. Okulların açıldığı günler sosyalleşme baskısı nedeniyle öğrencilerde duygusal değişimlerin yoğun olduğu bir dönemdir. Bu yüzden anne babaların çocuklarını okula başladıkları ilk günlerde biraz daha yakından takip etmelerini ve izlemelerini öneriyoruz. Çocuklar ancak bu sayede riskli dönemi güvenli bir şekilde aşabilir.”

Yeşilay’ın okullardaki uygulamaları

Yeşilay’ın okullardaki uygulamalarıyla ilgili bilgi veren Öztürk, Türkiye Bağımlılıkla Mücadele Eğitim Programı (TBM), Okulda Bağımlılığa Müdahale Programı (OBM) ve Benim Kulübüm Yeşilay projeleriyle bağımlılıklarla etkin mücadele ettiklerini ifade etti.

Öztürk, TBM’nin Türkiye’nin ilk ve tek okul temelli önleme programı olma niteliği taşıdığını belirterek, şöyle devam etti:

“Türkiye’de bu alanın otorite olarak kabul edilen uzmanları tarafından hazırlanmış bilimsel içeriklere sahip bağımlılık önleme programımızın diğer ayırt edici özelliği pedagojik bir yaklaşımla, farklı yaş gruplarına farklı modüllerin geliştirilmiş olmasıdır. Milli Eğitim Bakanlığından gelen bilgiye göre 32 bin rehber öğretmen TBM uygulayıcı eğitimi almış bulunmaktadır. 2014’ten itibaren rehber öğretmenler aracılığıyla uygulanarak her yıl 10 milyon öğrenci ve 2 milyon yetişkine ulaşan TBM eğitimleri, diğer bakanlıklar ve kamu kurumlarıyla yapılan işbirlikleriyle tüm topluma ulaşmaktadır. OBM ile de rehberlik öğretmenlerine, risk grubundaki öğrencileri tespit etme ve müdahale yetkinliği kazandırılarak, alkol, tütün ve maddeyle tanışmış çocuk ve ergenlerde, bu zararlı alışkanlıkların bağımlılığa dönüşmeden müdahale edilmesini amaçlıyoruz.”

Yeşilay kollarının da Yeşilay kulüpleri olarak yeniden hayata geçirildiğini hatırlatan Öztürk, kulüp faaliyetlerinde kullanılmak üzere ilkokul, ortaokul ve liseler için ayrı olarak hazırlanan “Yeşilay Kulübü Etkinlik Kitapları”nın eğitim öğretim yılında kullanılmaya başlanacağını bildirdi.

Öztürk, Benim Kulübüm Yeşilay projesine ilişkin olarak şunları paylaştı:

“Çocukların bağımlılık ve sağlıklı yaşam ile ilgili bilgi düzeylerini yükseltmek hem kendilerine hem de arkadaşlarına bağımlılıklardan korunma ile ilgili kazanımlar oluşturmasını sağlamak amacıyla geçtiğimiz eğitim yılıyla birlikte projemizi hayata geçirdik. Proje kapsamında yetiştirdiğimiz gönüllü Genç Yeşilay liderleri ile birlikte bugüne kadar Yeşilay şubeleri vasıtasıyla okullarda gerçekleştirilen etkinliklerle 30 binin üzerinde öğrenciye ulaştık. Projemiz bu yıl 81 ilde 200 okulda uygulanarak tüm Türkiye’ye yaygınlaştırılacak.”

Yorum için tıkla

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Eğitim-Öğretim

Kitap okuma alışkanlığı okul öncesi dönemde kazandırılır

Yayınlandı

Yazar :

Istanbul

Ev Okulu Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Uzman Psikolojik Danışman Mehmet Hilmi Eren, “Özellikle okul öncesi dönemde rutinlerinizin olması lazım. Akşam yatarken ya da günün belirli saatlerinde muhakkak, bir gün anne bir gün baba çocuklarınıza masal ve hikaye okumalısınız. Dikkat edin anlatmalısınız demedim. Çocuk, siz ona masal ve hikaye okurken, ‘bu dinlediğim masal kahramanları, şu iki kapaklı kartonun içinde. Ben de ilk fırsatta okumayı öğreneyim.’ diye şevk duyar, motive olur. Kitap okuma alışkanlığı okul öncesi dönemde kazandırılır.” dedi.

Eğitim süreçlerinin ev ve aile ortamında desteklenmesi, ailelerin öğrenme sürecine katılması ve ev-okul uyumunun sağlanması amacıyla, Ev Okulu Derneği tarafından Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kongre Merkezi’nde “Evde Eğitim Zirvesi” düzenlendi.

Eren, zirvede yaptığı konuşmada, ilkokul, ortaokul, lise bütün kademelerde eğitimci olarak görev aldığını dile getirerek, “Ama ben “e-yitime” karşıyım. Dikkat ederseniz eğitim demedim. Ben e-yitime karşıyım. Teknolojinin, elektronik aletlerin hayatımızdan yitirdiği şeyler var ya onlara karşı bir eğitimciyim.” dedi.

Şimdi her şeyi teknolojiyle halledebileceğini düşünen bir nesil olduğunu vurgulayan Eren, ödevlerin elektronik ortamda yapılmasının yanında arkadaşlıkların da sanal ortamda olduğunu söyledi.

Eren, bebeklerin hayata tertemiz başladığını ifade ederek, “Fakat, o bebeği önce anneler, babalar, daha sonra da kısmen öğretmenler el birliği ile kendimize benzetiriz. Bebeğe ilk yalanı annesi söyler. Emzirme döneminden sonra anne eline kaşığı alır, ‘Aç yavrum ağzını, bu son.’ O kaşık son değildir. Beden dili bebeklikten oluşuyor ve anne-babanın buna katkısı var.” diye konuştu.

Bebeklikte dikkat ve zeka gelişimi konusunda yapılacaklar olduğunu anlatan Eren, şöyle devam etti:

“Zekada kalıtım ve çevresel faktörler etkili. Kalıtım, anne ve babadan geçen genetik kodlar. Bunun etkisi son araştırmalara göre yüzde 55 civarında. Çevresel faktörler yüzde 45. Daha anne karnındayken, bebekle bolca sohbet etmek, konuşmak gerekiyor. Sizin sesinizi bolca duyması lazım. Kelimeler, sözcükler havada dolaşmalı. Bebek kalktı yürümeye başladı, ‘Şunu versene, onu uzatsana’ tarzı cümleler yerine, ‘Mutfaktaki granit tezgahın üstündeki kırmızı kapaklı plastik şişedeki suyu getirir misin?’ tarzı, vasıfları, sıfatları, nitelemeleri olan cümleler kullanmanızı tavsiye ediyoruz. Özellikle okul öncesi dönemde rutinlerinizin olması lazım. Akşam yatarken ya da günün belirli saatlerinde muhakkak, bir gün anne bir gün baba çocuklarınıza masal ve hikaye okumalısınız. Dikkat edin anlatmalısınız demedim. Çocuk, siz ona masal ve hikaye okurken, ‘bu dinlediğim masal kahramanları, şu iki kapaklı kartonun içinde. Ben de ilk fırsatta okumayı öğreneyim.’ diye şevk duyar, motive olur. Kitap okuma alışkanlığı okul öncesi dönemde kazandırılır.”

Eren, sözcük dağarcığıyla zekanın doğru orantılı olduğunu ifade ederek, “Dil gelişimi konusunda özellikle okul öncesi dönem, ilk 7 yaş çok kritiktir.” dedi.

Evde yasaklı kelimeler

Eren, bazı kelimelerin evlerde kullanımını yasakladıklarını vurgulayarak, şöyle devam etti:

“Eve geldiniz, odaya girdiniz, çocuk gözlerini tavana dikmiş kanepede uzanıyor, bir ayağı da kanepenin kenarında, ‘Ne duruyorsun, ödevini yapmadın. Boş boş oturma.’ deyip lütfen çocuğu hemen oradan kaldırmayın. Onun öyle anlara da ihtiyacı var. Şu cümleleri yasaklıyoruz, ‘hayal kurma, gerçekçi ol, ayakların yere bassın, eski köye yeni adet getirme, bulutların üstünde uçma, icat çıkarma.’ Birçok uzman ‘Çocuklarınızın sorularını cevapsız bırakmayın.’ der. Biz diyoruz ki ‘Lütfen çocukların sorularını cevaplamayın, onların bulmasına yardımcı olun.’ Çocuk size bir şey sorduktan sonra hemen cevap vermektense, ‘sence nasıl? Sen olsaydın ne yapardın? Bir düşün bakalım.’ yönergesini sık verin.”

Okumaya Devam

Eğitim-Öğretim

156 yıllık şefkat yuvası: Darüşşafaka

Yayınlandı

Yazar :

İstanbul

Türkiye’nin eğitim alanındaki ilk sivil toplum kuruluşu olan Darüşşafaka, fırsat eşitliği yaratarak, hayata dezavantajlı başlayan çocuklara 156 yıldır dünya standardında eğitim veriyor.

Türkiye’nin en köklü eğitim kurumlarından biri olan Darüşşafaka’da Türkiye’nin 76 ilinden anne veya babasını kaybetmiş 934 çocuk eğitim görüyor.

//www.aa.com.tr/tr/info/infografik/15740″ target=”_blank” title=”https://www.aa.com.tr/tr/info/infografik/15740″>

Fırsat eşitliği ile 10 yaşında Darüşşafakalı olan çocuklar, kaliteli bir eğitim aldıkları okuldan iyi derecede 2 yabancı dille mezun olup, istedikleri üniversiteyi kazanabiliyor.

Yönetim Kurulu Başkanı M. Tayfun Öktem, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Darüşşafaka’nın tarihçesi, misyonu, eğitim faaliyetleri hakkında kurumun 1863’te eğitimde fırsat eşitliğini kaygı edinmiş Yusuf Ziya Paşa’nın öncülüğünde 5 Osmanlı aydınının girişimiyle kurulduğunu söyledi.

Cemiyeti kuran aydınların, çocukların eğitimi ve geleceğini düşünerek harekete geçtiğini, öncelikle Kapalıçarşı’daki çırakların eğitimiyle işe başlanıldığını ifade eden Öktem, “O beş Osmanlı aydınının attığı tohum ve padişahın da desteğiyle ciddi bir kurum oluşuyor. Yaklaşık 160 yıldır da eğitimde fırsat eşitliği misyonunu savaşlara ve zor zamanlara rağmen başarıyla sürdürüyor.” dedi.

Darüşşafaka’nın halkın desteği ile bugünlere geldiğini vurgulayan Öktem, devletin dışında karşılıksız eğitim veren tek kurum olduklarını dile getirdi.

76 şehirden 934 öğrenci eğitim görüyor

Öktem, Darüşşafaka’nın annesi ya da babası hayatta olmayan, yetenekli, ekonomik durumu iyi olmayan ilkokulu bitirmiş çocukları bünyesine alarak tam burslu ve yatılı olarak, üst düzey bir eğitimle üniversiteye hazırladıklarını anlattı.

Bu yıl toplam 76 şehirden 934 öğrencilerinin bulunduğu bilgisini paylaşan Öktem, Türkiye’de Darüşşafaka’nın kriterlerine uyan, yani anne veya babası hayatta olmayan 4. sınıf çağında 10-15 bin arasında çocuğun bulunduğunu bildirdi.

Öktem, bu çocuklara fırsat eşitliği sağlamak için her yıl mayıs ayında bazı büyük şehirlerde sınavlar yaptıklarına dikkati çekti. Amaçlarının şartları taşıyan tüm çocuklara ulaşarak bu imkanlardan yararlanmaları olduğunu belirten Öktem, sınavların yapıldığı büyük şehirlere gelemeyen çocuklara ve velilerine merkezlere ulaşım hizmeti de sağladıklarını da kaydetti.

Okulda verilen eğitimin kalitesinin üst seviyelerde olduğuna işaret eden Öktem, şöyle konuştu:

“Darüşşafaka, hayata dezavantajlı başlayan çocukları alarak onlara dünya standardında kolej eğitimi veriyor. Öğrencilerimiz iyi derecede İngilizce’nin yanı sıra mezun olduklarında ayrıca bir yabancı dil daha öğrenmiş oluyor. Okulumuzda teknolojik tüm gereçler kullanılıyor. Öğrencilerimiz tabletle eğitim alıyor. Tam yatılı olduğumuz için çocuklara eğitimin yanı sıra velilik de yapıyoruz. Çok iyi eğitimin yanı sıra öğrencilerimiz en az bir müzik aleti çalmasını öğreniyor. En az bir spor branşında aktif olarak yer alıyorlar. Öğrencilerimizin akademik, sosyal ve ruhsal gelişimi için her türlü imkanı sağlıyoruz. On gün önce aramıza katılan öğrencimizin geldiği günle bugün arasında dünyalar kadar fark var. Buradan mezun olduklarında da özgüveni yerinde hukuk, tıp, mühendislik ya da okumak istediği herhangi bir bölüme gidebilecek kadar donanımlı oluyorlar.”

Kurumun sadece maddi ve fiziksel imkanlarıyla ön plana çıkmadığını belirten Öktem, “Darüşşafaka’nın kelime anlamı şefkat yuvası. Burada yetişmiş bir insan olarak yuvamızın en önemli özelliğinin şefkat olduğunu söyleyebilirim. Yatakhane annelerimiz, ders dışı belletmenlerimiz var. Öğretmenlerimiz özel formasyonludur. Beş öğrenciye düşen bir öğretmen ortalamasıyla dünya standartlarının üstündeyiz. Gerektiğinde rehberlik desteği de verip hep pozitif bir ortamda yetişmelerini sağlıyoruz.” ifadelerini kullandı.

“Aylık 15 lira veren bireysel bağışçımız da çok değerli”

Darüşşafaka’nın 156 yıllık geçmişiyle kamu ve özel sektörde değişik alanlarda çok sayıda önemli insanın yetişmesine katkıda bulunduğunu belirten Öktem, mezunları arasında çok sayıda başarılı akademisyen, iş insanı, bürokrat, sanatçı bulunduğunu aktardı.

Aynı zamanda Darüşşafaka mezunu olup yine kurumda öğretmenlik yapanların da bulunduğunu vurgulayan Öktem, “Bizim gururumuz, milletten aldığımızı yine millete veren ve bu anlamda karşılıklı güzelliği geliştiren, vefalı, milletine-devletine saygılı, ailesine ilgili lider bireyler yetiştirmek.” dedi.

Darüşşafaka’nın kurulduğu günden bu yana savaşlar ve tüm zorlu dönemlere karşın halkın desteği ile ayakta durduğunu vurgulayan Öktem, bireysel ve kurumsal bağışçıların sayesinde öğrencilere kaliteli bir eğitim verebildiklerini kaydetti.

Düzenli bağışın kendileri için önemli olduğunu söyleyen Öktem, şöyle devam etti:

“Çok yaygın bir bireysel bağışçımız var ve bunu büyütmeye çalışıyoruz. Aylık 15 lira veren bireysel bağışçımız da bizim için çok değerli. Diğer taraftan tereke bağışı dediğimiz ciddi mal varlığı, vasiyet bağışlarımız var. Ayrıca kurumsal bağışlarımız çok önemli yer tutuyor. Türkiye İş Bankası’nın ’81 ilden 81 öğrenci’ projesi var. Bizim bugün 927 öğrencimiz var ve bunun 599’u bu programla destekleniyor. Bunun gibi minnettar olduğumuz çok sayıda kişi ve kurum var.”

“Selvi Boylu Al Yazmalım”ın telif geliri Darüşşafaka’da

Kurumun yıllar boyu oluşturduğu güven ve itibarın karşılık bulduğunu ve bunun da bağışlara yansıdığını anlatan Öktem, birey ve işletmelerin ayni ve nakdi yardımlar dışında sanat ailesinin de kendilerine bağışta bulunduğunu belirtti.

Sanatçıların eserlerini kendilerinin ya da ailelerinin emanetin etmelerini çok değerli bulduklarını ifade eden Öktem, şunları söyledi:

“Bunun en güzel örneklerinden birisi Sait Faik Abasıyanık’tır. Annesi Makbule hanım tarafından yazarın isteği üzerine kitaplarının telif hakları ve bazı mal varlıkları Darüşşafaka’ya bağışlandı. 1964’ten beri Sait Faik Hikaye Armağanı da cemiyetimiz tarafından düzenleniyor. Ayrıca Burgazada’daki müzesi de Darüşşafaka tarafından ücretsiz olarak hizmet veriyor. Geçtiğimiz günlerde de Ali Özgentürk, yayınlanmış ve yayınlanmamış film, kitap, senaryo gibi 100’e yakın eserinin haklarını Darüşşafaka’ya bağışladı. İçlerinde Selvi Boylum Al Yazmalım, At gibi kült olmuş filmlerin senaryoları da yer alıyor. Maddi değerinden çok bize verilen güven ve sorumluluk daha çok mutlu ediyor.”

Öktem, Darüşşafaka’nın bağışçıları için ikinci baharlarında kalabilecekleri beş yıldızlı otel konforunda rezidanslar kurarak onlara ev sahipliği yaptıklarını da kaydetti.

Okumaya Devam

Eğitim-Öğretim

Türkiyeden Kübaya sağlık alanında eğitim köprüsü

Yayınlandı

Yazar :

Ankara

Bahçeşehir Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanı Enver Yücel, Küba‘da gerçekleştirdiği görüşmeler kapsamında Küba Sağlık Bakanlığı ve Havana Tıbbi Bilimler Üniversitesi yetkilileriyle bir araya geldi.

Görüşmelerde imzalanan anlaşmalar kapsamında, Küba ve Türkiye’de üniversiteler arası ortak proje, araştırma, konferans, seminer, kısa ve uzun dönemli öğrenci akademisyen değişimi geçekleştirilecek.

Havana Tıbbi Bilimler Üniversitesi ile biyoteknoloji, genetik mühendisliği ve sağlık alanlarında iş birliği yaparak ortak araştırma merkezi kurulması, Kübalı ve Türk sağlık uzmanlarının katma değer oluşturabileceği araştırmalar yapması planlanıyor.

Ayrıca ziyaret kapsamında Yücel, Küba Eğitim Bakanı Ena Elsa Velazquez Cobiella ve bazı yetkililerle görüştü.

Okumaya Devam