İletişim : info@mebhaberim.com

Eğitim-Öğretim

Öğrencilere dinlenmek ve öğrenmek için tatili dengeli planlayın önerisi

Yayınlandı

İstanbul

Uzmanlar, yeni tip koronavirüs salgını nedeniyle uzaktan eğitimin yapıldığı eğitim öğretim döneminin ardından yaz tatilini yeni normal dönemin sınırları içinde geçirecek öğrencilere, tatil sürecinde hem dinlenmek hem eğlenmek hem de öğrenmek için günlük rutinlerini dengeli planlamaları önerisinde bulunuyor.

Dünyayı etkisi altına alan salgın tedbirleri kapsamında uygulanan sokağa çıkma kısıtlamaları sebebiyle evlere kapanılması ve salgının psikolojik etkileri nedeniyle zorlu geçen eğitim öğretim döneminin ardından, 18 milyon öğrenci ile 1 milyonu aşkın öğretmen için tatil zili çaldı.

Pandemi, öğrencilerin bir yıllık çabalarının sonuçlarını aldığı ve heyecanla bekledikleri karne dağıtım törenlerini de etkilerken, bu yıl karne heyecanı evlerde yaşandı.

Milli Eğitim Bakanlığınca (MEB) ilkokul ve ortaokul karneleri, elektronik ortamda öğrenci ve velilerin erişimine açıldı. Liselerde ise 2019-2020 eğitim ve öğretim yılının birinci dönem puanının, tüm öğrenciler için yıl sonu başarı puanı olarak kabul edilmesi sebebiyle ikinci dönem için tekrar karne düzenlenmedi.

Tatilde öğrencilere sosyal aktivite ve etkinliklerle salgın psikolojisinden uzaklaşmalarını öneren uzmanlar, anne babaları da karne sonucuna göre çocuklarını ödüllendirmek veya cezalandırmak yerine her koşulda yanlarında olduklarını hissettirmeleri konusunda uyarıyor.

“Tatil boyunca günlük rutinlerinizi doğru planlayın”

İstanbul Medeniyet Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Selami Aydın, AA muhabirine yaptığı açıklamada, derslerin bitmesi ve tatilin başlamasıyla öğrencilerin rahat bir döneme girdiklerini, yaz tatilinde telafi dersleri olacaksa da bu sürecin dönem içerisindeki gibi yoğun olmayacağını ve öğrencilerin yeni normal hayatın sınırları içinde tatillerini yaşayacaklarını söyledi.

Öğrencilerde, tatil boyunca bolca dinlenme fırsatı doğacağı yönünde bir algı olduğunu aktaran Aydın, şu önerilerde bulundu:

“Ancak bu dinlenme sürecinin doğru yürütülmesi gerekecek. Bu süre boyunca öğrencilerimizin bilgisayar oyunlarında ve sosyal medyada bağımlılık ölçüsünde vakit geçirmeleri, ilk akla gelen sorundur. Dikkat edilmesi gereken önemli nokta, tatilin başladığı ve bittiği süre ile günlük rutinlerin şimdiden planlanmasıdır. Bu süreçte oyun oynama, arkadaşlarla vakit geçirme, spor ve sanat etkinliklerine katılma, hobi geliştirme gibi çeşitli etkinlikler faydalı olacaktır. Sürekli oyun oynama veya sürekli sosyal ortamlarda vakit geçirme gibi aşırı zaman tüketici etkinlikler yerine farklı alanlara yönelerek, tüm bu etkinlikler için ayrılan zaman konusunda bir denge oluşturmak için doğru planlamanın yapılması önemlidir. Tatilin sadece çocuklar için değil tüm bireyler için bir gereksinim olduğu unutulmamalı, öğrenciler için derslerden ayrı bir dönem geçirilmesine özen gösterilmelidir.”

“Öğrenmeye ara verilen bir dönem gibi düşünülmemeli”

Aydın, öğrenmenin sadece ders ve okul içerisinde gerçekleşen bir süreç olmadığını, okul dışında sosyal ve çevrim içi ortamlarda da öğrenmeyi kalıcı ve sürdürülebilir kılmanın mümkün olduğunu belirtti.

Bu durumun sadece öğrenciler için değil anne ve babalar için de geçerli olduğuna işaret eden Aydın, “Söz gelimi sanal ve gerçek ortamda eğitici oyunlar, öğrenme açısından yüksek motivasyon ve öğrenmeye yönelik olumlu tutum sağlamada oldukça etkilidir. Bu anlamda eğlenmek, aynı zamanda bir öğrenme ortamı ve içeriği oluşturmak için de etkindir. Bu nedenle eğlence zamanı ya da öğrenme zamanını net çizgilerle ayırmak her zaman olası olmayabilir. Bu anlamda tatil, öğrenmeye ara verilen bir dönem gibi düşünülmemelidir. Bu noktada öğrencilerimizin ilgi ve meraklarını esas alarak planlama yapmaları, özel öğrenme alanlarına yönelmeleri uygun olacaktır. Ancak dinlenmek için de yeterli zamanın ayrılması gereklidir.” diye konuştu.

Anne ve babaların çocuklarını tatil boyunca ders çalışmaya zorlamalarının öğrenmeye olan ilgiyi azaltacağını belirten Aydın, öğrencilerin algısal düzeyde de olsa ders ve bilgi anlamında eksik hissettikleri alanları makul süreler dahilinde tamamlamalarını, günün belirli bir süresini akademik anlamda eksiklikleri kapatmak için ayırmalarını önerdi.

Aydın, öğrenmenin içselleştirilmesi için mutlaka kitap okumaya zaman ayrılması, anne babaların bu anlamda çocuklarına örnek olması gerektiğini ifade ederek, öğrencilerin kendi ilgileri, merakları, yaş grupları ve bilişsel düzeyleri gibi değişkenler dikkate alınarak doğru kitap tercihlerinin yapılmasının önemini vurguladı.

“Karne için çocuğu cezalandırmayın” uyarısı

Anne babaların, akademik açından karneleri zayıf olan çocukları cezalandırma gibi bir tutumun içine kesinlikle girmemeleri gerektiğine dikkati çeken Aydın, “Bu, hali hazırda kötü olan durumu daha kötüleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. Bunun yerine anne babalar, çocuklarının sahip oldukları yetenek, beceri, ilgi, merak düzeyleri ile bilişsel ve entelektüel kapasitelerinin farkında olmalıdır. Düzgün bir iletişim ve demokratik bir yaklaşım içinde, başarısızlığın neden ve sonuçları yorumlanabilir. Ancak bu hassas durum cezalandırma, başarıyı baz alarak çocuklar arası farklı tutum sergileme, akranları ile karşılaştırma gibi tutumların başarı düzeyini artırmasını beklemek söz konusu değildir. Anne babalar, öncelikle çocuklarının mutlu, huzurlu ve dengeli büyümelerine ve gelişmelerine katkı sağlamanın yollarını aramalıdır.” değerlendirmesinde bulundu.

“Yaz programları ders çalışma ağırlıklı olmamalı”

Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Ece Tözeniş de öğrencilerin salgın sürecinde eğitim adına yeni bir deneyim yaşadıklarını ve zorlu bir dönemin ardından yaz tatilini hak ettiklerini belirtti.

Tözeniş, öğrencilere tatilde dinlenmenin yanı sıra pandemi sonrasında oluşan kuralları da göz önüne alarak maske ve mesafe başta olmak üzere daha çok açık havada olacakları aktiviteleri ihmal etmemelerini önerdi.

Ece Tözeniş, şöyle devam etti:

“Karneleri aldıktan sonra önümüzde uzun bir zaman var. Bu zamanı sadece dinlenerek geçirmek, önceki öğrenmelerimize haksızlık olacaktır. Biliyoruz ki hem lise hem de üniversite sınav soruları, teknik açıdan öğrencinin kitap okuma alışkanlığını da ölçüyor. Kitap okumak, arada tamamlamış olduğumuz yılın derslerine bir göz gezdirmek, yaz tatilimizi verimli kılacaktır. Bir yaz tatili programı hazırlanabilir ama bu program okul döneminde olduğu gibi ders çalışma ağırlıklı olmamalı. Dinlenme, eğlenme, farklı aktivitelerde bulunma süreleri daha fazla olurken, ara ara ders çalışma zamanları da bu planlamaya mutlaka eklenmeli.”

“Gelecek yılın lise ve üniversite adayları konu eksikliklerini tamamlasınlar”

Yaz programında gelecek yıl lise ve üniversite sınavlarına hazırlanacak öğrenciler için farklılıkların olması gerektiğini belirten Tözeniş, lise ve üniversite adaylarına konu eksikliklerini tamamlama, soru çözümleri yapma ve öğrendikleri konuları pekiştirme gibi çalışmalarını programa dahil etmeleri tavsiyesinde bulundu.

Tözeniş, ebeveynlerin tatil programı oluşturma konusunda bir denge sağlamalarının önemini vurgulayarak, “Bu programın içinde hem birlikte keyifli zaman geçirebilecekleri aktiviteler olmalı hem de çocukların kitap okuyacakları, ders çalışabilecekleri zaman aralıkları olmalı. Programlar ebeveynler tarafından değil çocukla/gençle birlikte hazırlanmalı, karşılıklı fikir alışverişinde bulunulmalı. Demokratik bir ortamda yapılan planlamalar çocuğumuzla olan iletişimimizi de sağlıklı kılacaktır.” ifadelerini kullandı.

Karnenin bir ödülü veya bir cezası olmaması gerektiğini dile getiren Tözeniş, şunları kaydetti:

“Başarısını bir ödülle sağlamak yerine onlar için motivasyon oluşturmak daha önemli. Başarı da ve başarısızlıkta da ebeveyn olarak onların yanında durabilmek her şeyden önemli. ‘Neden başarısız oldu, hangi taraflarda eksiklikleri var ve bundan sonra neler yapmak gerekir.’ bunları konuşmak ve sonuca bağlamak önemli. Onlarla birlikte hayallerini, isteklerini konuşmak ve ne olursa olsun her zaman yanında olduğumuzu, en kıymetlimiz olduğunu çocuğa/gence hem söylemek hem de hissettirmek onlara verebileceğimiz en güzel hediyedir.”

Yorum için tıkla

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Eğitim-Öğretim

Okul kantinlerinin 19 Ekimden itibaren açılmasına karar verildi

Yayınlandı

Yazar :

Ankara

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk imzasıyla illere gönderilen yazıda, 21 Eylül’de okul öncesi eğitimle ilkokul 1. sınıflarda yüz yüze eğitime başlandığı anımsatılarak, ilkokul kademesinin diğer sınıfları ile 8. ve 12. sınıflarda ise 12 Ekim’de yüz yüze eğitime geçildiği belirtildi.

Okul kantinlerinin 13 Mart 2020’den bu yana kapalı olduğunun hatırlatıldığı yazıda, şunlar kaydedildi:

“Bu süreçte kantin işleticilerinin gelir getirici herhangi bir faaliyette bulunmadıkları göz önünde bulundurularak Bakanlığımıza bağlı resmi okul ve kurumlarda bulunan kantin vb. yerlerin 19 Ekim’de açılmasına karar verilmiştir.”

Okumaya Devam

Eğitim-Öğretim

YÖK Başkanı Saraç: Açık erişimin önemi, salgın döneminde belirgin olarak ortaya çıktı

Yayınlandı

Yazar :

Ankara

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, “Yeni YÖK”ün öncelikleri arasında yer alan “açık erişim”in öneminin küresel salgın döneminde daha da belirginleştiğini kaydetti.

Saraç, Twitter hesabından Uluslararası Açık Erişim Haftası‘na ilişkin yaptığı paylaşımda şunları kaydetti:

“Yeni YÖK olarak önceliklerimiz arasında yer alan açık erişimin önemi içinde bulunduğumuz küresel salgın döneminde daha da belirgin olarak ortaya çıkmıştır. Bu yıl teması Yapısal Eşitlik ve Kapsayıcılık İnşa Etmek Amacıyla Açık Erişim olarak belirlenen Uluslararası Açık Erişim Haftası’nı kutluyorum.”

Okumaya Devam

Eğitim-Öğretim

MEBden okul yöneticilerine uzaktan eğitim tasarım ve yönetim eğitimi

Yayınlandı

Yazar :

Ankara

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Milli Eğitim Bakanlığınca(MEB), okul yöneticilerinin uzaktan eğitim süreçlerindeki tasarım ve yönetim becerilerinin geliştirilmesi amacıyla UNICEF iş birliğinde hazırlanan “Okul Yöneticilerinin Kapsayıcı Eğitim Bağlamında Uzaktan Eğitim, Tasarım ve Yönetim Becerilerinin Geliştirilmesi” uluslararası akredite sertifikalı mesleki gelişim programının tanıtımını, MEB Başöğretmen Salonu’nda düzenlenen törende yaptı. 

Okul yöneticilerinin eğitiminin son derece kritik olduğunu ifade eden Selçuk, “Okullarımızın rengi, neşesi, niteliği doğrudan doğruya okul müdürlerimizin yetkinliği ve motivasyonu ile ilgili bir konu. Yapılan bu çalışma aslında tarihi olarak büyük bir değer taşıyor. Okul müdürlerimiz, okuldaki ilişkiler ağının okulun içinde olagelen iletişimin büyük ölçüde mimarlarıdır. O nedenle bu mimariyi kurarken çok daha nitelikli olarak kurma konusunda desteğimizle her zaman yanlarındayız.” değerlendirmesini yaptı.

Her neslin kendi zamanıyla kendi çağıyla geldiğini ve o nesillere ayak uydurabilmek için okul müdürleri ve öğretmenlerin sürekli kendilerini yenilemeleri gerektiğine işaret eden Selçuk, “Aslında siz okulun liderliğini yürütürken büyük bir değişimi ve dönüşümü de yönetiyorsunuz ve sizin bu yönetiminiz, okulun ne kadar yol alacağını, öğretmenlerin ve öğrencilerin kurumda ne kadar mutlu olacağını, nasıl akışkan bir süreç yaşayacağını doğrudan doğruya etkiliyor. Ama bunun tam tersi olursa eğer ‘Başımıza iş açmayalım hocam’, ya da öğrenciler için “Durun durduğunuz yerde çocuğum’ gibi ifadeler olursa o zaman da sistemin tıkandığını rahatlıkla görürüz. Bizim güzel işlerimiz olsun, çocuklarımız durmasınlar, yürüsünler, öğretmenler ve öğrencilerimiz okul yöneticilerinin açtığı yolda hızla ilerlesinler.” diye konuştu.

Okul müdürlerinin çok fazla bürokratik işlerinin olduğunu, lojistik işlerle uğraştıklarını vurgulayan Selçuk bütün çabalarının bu yükün azaltılması ve okul müdürlerinin gerçekten eğitimle uğraşmaları konusunda fırsat bulmaları için olduğunu dile getirdi.

Yöneticilerin eğitim ekosistemini geliştirebilmeleri için her türlü tedbiri aldıklarının altını çizen Selçuk, “Onların gelişimi, onların mutluluğu okulun mutluluğu, yani öğretmenin ve çocuğun mutluluğu demek. Biz ne kadar iyi bir teşkilata sahip olursak ne kadar iyi müfredata sahip olursak olalım iyi bir eğitim kadrosuna sahip olmazsak bunlar çok da anlamlı olmayacaktır. Bakanlık olarak biz her zaman okul yöneticilerimizin, müdürlerimizin, müdür yardımcılarımızın yanında olacağız ve onları destekleyeceğiz. Bunun için de çok yeni çalışmaların peşindeyiz.” ifadelerini kullandı.

“Elinde sanki bir sihirli değnek varmış gibi”

Bakan Selçuk, UNICEF’le iş birliği içinde uzaktan eğitim sürecinde dijital materyallerin geliştirilmesi, salgın döneminde okul güvenliğinin sağlanması, sosyal duygusal becerilerin geliştirilmesi, teknoloji liderliği, proje tasarımı, kriz ve kriz yönetimi gibi pek çok kitabın hazırlandığını belirterek, şöyle devam etti:

“Bütün bunlar bizim ortak bir dilimizin gelişmesine hizmet edecek, bütün bunlar bizim eğitimin kalitesinin artırma noktasında kavramlarımızı ve terimlerimizi geliştirmemize hizmet edecek. Okul yöneticilerinin uzaktan eğitim süreçlerinde tasarım ve yönetim becerilerinin geliştirilmesi programına yaklaşık 50 bin civarında okul yöneticimiz katıldı. Bunun sayısı artacak ve bu eğitimlerin hazırlanan kitapları çerçevesinde, eğitim yazılımları çerçevesinde devam etmesi söz konusu olacak.

Bir okul müdürü gerçekten yetkinliği ile, motivasyonu ile harekete geçtiğinde ‘Bu okul gerçekten o okul mu’ sorusunu sordurabiliyor. Yani elinde sanki bir sihirli değnek varmış gibi bir okulun çehresini değiştirme, okul-çevre ilişkilerini güzelleştirme, öğretmenin mutluluğunu, öğrencilerin öğrenme sorumluluğunu yükseltme gibi konularında son derece başarılı işler yapabiliyorlar. Biz Bakanlık olarak üzerimize düşeni yaparsak biliyoruz ki okul müdürlerimiz de yapacak. Bugünkü çalışma da bu fikrin bir sonucu ve bizim yöneticilerimizle yazamayacağımız başarı hikayesi yok, buna gönülden inanıyoruz.”

“Salgın dönemi bizim için aslında eğitimin bir fırsatı da oldu”

Ziya Selçuk, Öğretmen Yetiştirme Genel Müdürlüğü ve UNICEF iş birliğinde öğretmenlerle ilgili daha önce pek çok çalışma yürütüldüğünü hatırlatarak, salgın döneminin eğitim yöneticilerine, okulların kültürünü, atmosferini dönüştürmek, okulları “Barış yuvası”na dönüştürmek açısından fırsat sunduğunu bildirdi.

Çalışmada emeği geçenlere, UNICEF’e ve okul yöneticilerine teşekkür eden Selçuk, “Bu tür çalışmaların damlaya damlaya belirli bir suyun iz bırakması gibi kısa ve orta vadede sistemde çok büyük bir davranışsal değişime de hizmet edecek. O yüzden bu tür işleri çok çok önemsiyorum.” dedi.

Milli Eğitim Bakanı Selçuk daha sonra, Okul Yöneticilerinin Kapsayıcı Eğitim Bağlamında Uzaktan Eğitim, Tasarım ve Yönetim Becerilerinin Geliştirilmesi programına katılan okul yöneticilerine dijital sertifikalarını yapılan canlı bağlantılarla takdim etti.

“Türkiye’nin en büyük okul yöneticisi mesleki gelişim programını yürüttük”

MEB Öğretmen Yetiştirme ve Geliştirme Genel Müdürü Adnan Boyacı ise 2023 Eğitim Vizyonu’nda okul yöneticiliğinin ve mesleki gelişimin önemine vurgu yapıldığını hatırlatarak, Bakanlık olarak bu amaçla pek çok program geliştirdiklerini anlattı.

UNICIEF’le ortaklaşa yürütülen yüz yüze mesleki gelişim programına geçen yıl 11 bin okul yöneticisinin katıldığını aktaran Boyacı, “Çalışma, Türkiye’nin en büyük okul yöneticisi mesleki gelişim programı oldu.” dedi.

Projeyle, meslektaşların tecrübelerini birbirleriyle paylaştığı yeni bir çerçeve sunulduğunu anlatan Boyacı, ikinci grup eğitimlerinde ise Kovid-19 sürecinde okul yöneticilerinin idari, teknik, iletişim konularını ele aldıklarını aktardı.

Şu ana kadar 40 bin okul yöneticisinin bu eğitimleri aldığını ve bu yılın sonuna kadar 200 bin yöneticinin eğitimleri alacağını belirten Boyacı, “Bundan sonraki süreçte okul yöneticilerimize yönelik projelerimizi derinleştirerek artırmaya devam edeceğiz.” diye konuştu.

Okumaya Devam
Advertisement