İletişim : info@mebhaberim.com

Eğitim-Öğretim

Bakan Selçuktan öğretmenlere sınıf içi rehberlik dersi

Yayınlandı

Ankara

Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Ankara Pursaklar Fen Lisesi’nde okul öncesi ve sınıf öğretmenlerine sınıf içi rehberlik mesleki gelişim konulu ders verdi. 

Psikolojik danışmanlık ve rehberlik alanında öğretmenlik yaptığını hatırlatan Selçuk, uzun yıllar üniversitelerde bu alanda çalışmalar gerçekleştirdiğini anlattı.

Her öğrencinin ilgi, yetenek ve becerisinin tanınmasının önemine işaret eden Selçuk, “Çünkü bizim bütün çocuklar için aynı paketi vermeye değil, her çocuğun ihtiyacını ve kişisel birikimini, ilgisini, becerisini, yeteneğini dikkate alan, kişiselleştirilmiş bir yaklaşıma ihtiyacımız var. Öğrenciyi tanımadan önce öğretmen olarak kendinizi tanıma sürecinizi daha fazla öne almanızda fayda var. Bizim ilk işimiz öğretmen olarak kendimizi tanımak ve arkasından çocukları tanımaktır.” diye konuştu.

Bakan Selçuk, daha sonra, “çocukları tanıma amaçlı ne türlü yaklaşımlar, uygulamalar içindesiniz?” diye sordu. Bir öğretmen, bu soru üzerine şöyle konuştu:

“Gözlerinin içine, herhangi bir olay karşısındaki tutumlarına bakıyorum. Çünkü her biri aynı olay karşısında birbirinden farklı davranışlar sergiliyor. Bu tabii ki bir süreç meselesi, böyle kısa sürede anlaşılmıyor. İnsanları tanımak belli bir süre gerektiriyor. Bir anda tanımak mutlaka olmuyor ama gözlerine bakıp onların olaylar karşısındaki tutumlarını ve duygularını kendimce not ediyorum.”

Bakan Selçuk, öğretmenin bu açıklamalarına teşekkür ederek, “sözel olmayan davranışlar” konusunda şu bilgileri paylaştı:

“Bir öğretmenin belki 100 birim üzerinden davranışlarını listelersek bunun yüzde 90’ı neredeyse sözel olmayan davranışlar kategorisinde değerlendiriliyor. Yani söylediklerimizin dışında yaptıklarımız nelerse; mimikler, jestler, davranışlar, bakışlar, duruşlar, vücudun posturu, duruşu vesaire, bütün bunların hepsinin bir anlamı var. Ve rehberliğin içerisinde de bu anlamlar da gerçekten çok büyük bir yer tutuyor.”

Sınıftaki bir çocuğun ayaklarının üstüne oturması, ders dinlerken dizini sallaması, bakarken sürekli çenesini yukarıda tutması ya da göz teması kurmaması, ders esnasında boynunu ovalaması veya ders bitmeden 5 dakika önce topladığı çantasını kucağına alarak çıkmayı beklemesi gibi tüm davranışlarının bir anlam ifade ettiğini dile getiren Selçuk, bunlara dikkat edilmesi gerektiğini söyledi. Selçuk, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bir çocuk eğer sürekli dizini sallıyorsa ders esnasında bir hareket ihtiyacı olduğunu ve serotonin salgılama gereksinimi bulunduğunu söyleyebiliriz. Ya da bir çocuk sürekli olarak sınıf içerisinde ayağa kalkıp ya da ikide bir eğilip çantasından bazı eşyalarını alıp tekrar koyma, alıp tekrar koyma biçiminde mükerrer davranışlar gösteriyorsa o zaman onun yine bir hareket ihtiyacı içinde olduğunu görebiliriz. Ya da bir çocuk ders esnasında asla göz teması kurmuyorsa, öğretmeni izlemiyorsa bunun başka bir anlam taşıyabileceğinin farkında oluruz. Ya da bir çocuk dizlerinin ya da ayağının üstüne oturma gibi bir çabası varsa yine fiziksel öğrenme becerisinin daha yüksek olduğunu tahmin edebiliriz. Bunun gibi çok sayıda sözel olmayan davranışlar var.”

Bakan Selçuk, çocukların sınav esnasında tavana mı yoksa yere mi bakarak düşündüğü, karalama yapıp-yapmadığı, yazarken kaleme ne kadar bastırdığı, kağıdın bütününü mü yoksa bir bölümünü mü kullandığı, çok küçük veya büyük yazması gibi gözlemlerin öğrenciyi tanımakla ilgili olduğunu anlattı.

“Problem önceden kestirilebilir”

Ziya Selçuk, ders anlattığı sırada iki öğretmenin dizini sallayarak oturduğunu farketmesinin ardından bunun hareket ihtiyacından kaynaklanan bir davranış olduğunu, bu öğretmenlerin teneffüse çıkıp geri gelebileceklerini kaydetti.

“Eğer biz bütün bu davranışları anlayabilirsek iki dakika sonra hangi çocuğun bir problemle karşımıza çıkacağını önceden kestirebiliriz.” vurgusunu yapan Selçuk, diğer sözel olmayan davranışlarla ilgili şu tespitlerde bulundu:

“Boynunu ovalayan bir çocuk, ‘bir sıkıntı yaşayacağım, şu anda çok iyi değilim, kendimi rahatlamaya çalışıyorum’ diyordur. Bir an önce çıkmaya çalışan çocuk sıkıldığını gösteriyordur. İkide bir arkadaşının sırasına gidip onunla etkileşime girmeye çalışan çocuğun sosyal etkileşim ihtiyacı vardır. Biz aslında özet olarak sınıf içerisindeki herkesi izleyebilir, gözleyebilir, değerlendirebiliriz. Ve yüzlerce ipucu var. Tıpkı bir pilotun kokpitteki yüzlerce düğmenin hangi anlamı taşıdığını biliyor olması gibi sınıfta da hareketlerin, eylemlerin, davranışların, hepsinin bir anlamı olduğunu ve çocukları bu şekilde tanıyabileceğimizi ortaya koyabiliriz.”

“İyi bir öğretmen dersini asla bölmez”

Bakan Selçuk, öğretmenlerin kendilerini tanımasının önemini ders içindeki davranışlardan örnekler vererek anlattı.

Öğretmenin sınıfa arkasına dönerek bir çocukla ilgilenmesinin o sınıfta gürültü çıkacağının bir göstergesi olduğunu dile getiren Selçuk, “Gürültü çıkınca, öğretmen ‘niye konuşuyorsunuz’ der. Aslında problem öğretmenin sınıfa arkasını dönmesidir. Öğretmen, sınıfın bütününü kuşatabileceği, kucaklayabileceği bir bakış açısına her zaman hazır olmalı.” ifadelerini kullandı.

Selçuk, öğretmenin sınıftaki kontrolü sağlamasına ilişkin şu örnekleri verdi:

“Öğretmenlerin fiziksel olarak bir aurası var. Fiziksel olarak yakın olduğu yerde çok problem çıkmaz. Çünkü o aura onu etkiler. Eğer uzakta bir grup varsa o grubu da gözünün aurasıyla etkiler. Bunu denediğinizde göreceksiniz. Yani bir prensip var; vücut yakın-gözler uzak. Vücut yakın-gözler uzak prensibi şu: Eğer bir yere vücudunuz yakınsa gözünüz uzakta olsun. Yani vücut yakın-göz yakın, o zaman o sınıfı tanıyamazsınız, kontrol edemezsiniz, sınıf dağılır. Eğer bunun gibi birçok şeye dikkat ederseniz, diyelim ki başka bir sınıf ortamında siz öğrencilerinizle ders işliyorsunuz, o esnada öğrencilerinizin bir kısmının hareket ettiğini gözlemlediniz. Bu durumda iyi bir öğretmen dersini bölmez, dersini bölen ‘ben acemiyim’ diyordur. Bir öğretmen hayati bir risk yoksa asla dersi bölmez.”

Bakan Selçuk, öğretmenlere verdiği dersin ardından Twitter’dan yaptığı paylaşımda ise “Bugün mesleki çalışma programlarına katılan öğretmenlerimizin rehberlik eğitimini ben verdim. Özlemişim öğretmenliği.” değerlendirmesinde bulundu.

“Bir günümü de lisede öğrencilerle geçirmek istiyorum. Bakanlığa yazdım, inşallah olumlu dönerler.” şeklinde gülümseten bir talepte bulunan Bakan Selçuk’a, Bakan Yardımcısı Mustafa Safran cevap verdi. Bakan Yardımcısı Safran, “İzin işi Bakanlık tarafından uygun görüldü Sayın Bakanım. Hangi okulda ders vermek istiyorsanız okulun müdüründen izin isteyelim.” ifadelerini kullandı.

Öğretmenlere rehberlik mesleki gelişim programı

Milli Eğitim Bakanlığının 2023 Eğitim Vizyonu hedefleri doğrultusunda öğretmenlerin mesleki ve alan gelişimlerinin desteklenmesi amacıyla etkinlik ve uygulamaya dayalı yeni bir mesleki gelişim programı oluşturuldu.

Bu kapsamda öğretmenlerin sınıf içi rehberlik becerilerinin geliştirilmesine yönelik UNICEF iş birliğinde mesleki gelişim programı hazırlandı. Sınıf rehberlik hizmetleri kazanımları doğrultusunda Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) ve sivil toplum kuruluşları iş birliğinde eğitim içerikleri oluşturulan mesleki gelişim programı, teorik ve uygulamalı olarak gerçekleştiriliyor.

Okullarda rehberlik hizmetleri, çocuk ve aile ile iletişim, kapsayıcı eğitim bağlamında rehberlik becerilerinin geliştirilmesi, çocuklarda duygusal ve davranışsal sorunlar ve çözüm önerileri konularında yüzde 10 teorik, yüzde 90 uygulamaya dayalı etkinlik temelli olarak hazırlanan eğitim programı, 18-22 Kasım 2019 tarihleri arasında Ankara Pursaklar Fen Lisesi’nde açıldı.

Yorum için tıkla

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Eğitim-Öğretim

YÖKten araştırma üniversitelerinin güçlü bölümlerine kadro desteği

Yayınlandı

Yazar :

Ankara

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Yekta Saraç, ilk kez yürüttükleri çalışma kapsamında, araştırma ve aday araştırma üniversitelerinin sadece “en yüksek performans sergiledikleri alanlarına” olmak üzere 215 yeni akademisyenin atamasının yapılacağını bildirdi.

Saraç, YÖK’ün araştırma ve aday araştırma üniversitelerine ilişkin yürüttüğü çalışmalara ilişkin AA muhabirine açıklama yaptı.

Yeni YÖK olarak ülkenin öncelikli hedefleri ve alanları kapsamında nitelikli bilgi üretmeyi teşvik etmek, araştırmacı doktora sahibi insan sayısını artırmak, disiplinlerarası çalışmaları ve iş birliklerini teşvik etmek, uluslararası iş birliklerini güçlendirmek ve üniversitelerin uluslararası görünürlüğünü artırmak amacıyla Türk yükseköğretiminde bir ilk olan “İhtisaslaşma ve Misyon Farklılaşması Projesi”ni hayata geçirdiklerini hatırlatan Saraç, bu projenin araştırma üniversiteleri ve bölgesel kalkınma odaklı üniversiteler olarak iki kulvarda sürdürüldüğüne dikkati çekti.

Türk yükseköğretim sistemine kazandırdıkları bu süreçlerde yeni bir adım atarak araştırma ve aday araştırma üniversiteleri için ek kadro takviyesinin yapıldığını anımsatan Saraç, yeni çalışmalarında da bu kadroların kullanımı için ilgili üniversitelerin güçlü yönlerinin esas alındığını açıkladı.

Üniversitelerin en iyi performans sergiledikleri çalışma alanları belirlendi

Yekta Saraç, projenin hayata geçirilmesinden sonra YÖK tarafından araştırma ve aday araştırma üniversitelerine her yıl ek kadro desteğinin sağlandığını ifade ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cari usule ilaveten araştırma üniversitelerine verilen bu ek kadrolar, rektörlükçe üniversitelerin çeşitli bölümlerine eşit olarak dağıtılmaktaydı. Bu dağıtımın YÖK’ün projesine olumlu katkısı sınırlı oluyordu. Bunun üzerine başarıyı esas alacak şekilde yeni bir uygulamaya geçilmesi gerektiği düşüncesiyle Yeni YÖK olarak yeni bir uygulamayı hayata geçirdik. Başarılı üniversitelerde başarılı birimlerin öne çıkarılmasını hedefledik. Bu projenin başarıya ulaşmasında veri yönetimine dayalı doğru bir yönlendirmenin öneminin büyük olduğu da dikkate alınarak, araştırma üniversitelerinin uluslararası görünürlüğü önde olan birimleri ve bölümleri, en yüksek performans sergiledikleri çalışma alanları titiz bir çalışma ile belirlendi.”

Belirlenen üst alanlar ve öneri mahiyetinde sunulan alt alanlar çerçevesindeki ilgili ana bilim dallarının öğretim elemanı kadrolarında, 2019 yılında kullanılmak üzere (cari usuldeki kadro atama izinlerine ilaveten) her bir araştırma üniversitesine 15, her bir aday araştırma üniversitesine de 10 adet ilave atama izninin Kurulumuzca yükseköğretim kurumlarına tahsisi teklifimiz Cumhurbaşkanlığı makamınca uygun bulunmuş ve bu politikamız desteklenmiştir. Kendilerine müteşekkiriz.”

“Atama yapılabilecek üst ve alt alanlar belirlenerek kadro tahsisi yapıldı”

Bu çalışmayla birlikte ilk kez, araştırma ve aday araştırma üniversitelerine verilen bu ilave kadrolar için YÖK’ün belirlediği üst alanlar ve öneri mahiyetinde sunduğu alt alanlardaki ilgili ana bilim dallarına atama yapılmasının şart koşulduğunu bildiren Saraç, “Üniversiteler, ilave atama izinlerini yapılan çalışma neticesinde belirlenen en yüksek performans sergiledikleri alanlarda kullanabilecek. Biz çerçeveyi belirledik, üniversiteler de bu çerçeve ile sınırlı olmak üzere ana bilim dallarını belirleyecek.” dedi.

Saraç, bu projeyle araştırma üniversitelerinin desteklenmelerinde ilk defa uluslararası sıralamalardaki yerlerine katkı sağlayan birimlerin merkezi olarak desteklenmesi aşamasına geçildiğini kaydederek, “Belirlediğimiz alanlar aynı zamanda bu üniversitelerin uluslararası sıralamalarda daha fazla varlık gösterdikleri alanlar. Bundan sonraki aşama ise bunun daha alt birimine geçmek, yani başarılı akademisyene değmek. Bütün sistem, başarılı üniversite, başarılı bölümler, başarılı bilim insanları ve başarılı öğrenciler merkeze alınarak, yani yukarıdan aşağıya doğru her düzeyde başarıya esaslı bir yapılanma ile yeniden inşa ediliyor. Sistemi tecrübe ve bilgiye dayalı bir zeminde, başarıyı önceleyerek yeniden kurguluyoruz.” değerlendirmesinde bulundu.

Sağlık, fen ve mühendislik bilimleri üst alanlarda ağırlıkta

YÖK tarafından her üniversiteye farklı olacak şekilde belirlenen üst alanlar arasında fizik ve astronomi, yer bilimi, biyokimya, genetik ve moleküler biyoloji, enerji, farmakoloji, toksikoloji ve farmasötikler, bilgisayar bilimi, tarım ve biyolojik bilim, inşaat ve yapısal mühendislik, kontrol ve sistem mühendisliği, endüstri ve imalat mühendisliği, malzeme bilimi, tıp ve sağlık, diş hekimliği, kimya, kimya mühendisliği, psikoloji ve matematik gibi alanlar bulunuyor.

YÖK’ün yeni düzenlemesine göre örneğin Ankara Üniversitesi YÖK tarafından belirlenen sadece “fizik, tıp ve sağlık, çevre bilimi, diş hekimliği ve psikoloji” üst alanları ile önerilen alt alanlarla ilişkilendirilen kadrolara atama yapabilecek.

Üst alanlara ait alt alanlar da öneri mahiyetinde üniversitelere iletildi

Örneğin, İstanbul Teknik Üniversitesi için belirlenen yedi üst alandan biri olan “yer bilimi” alanı için depremler, aerosoller, hava kalitesi, iklim modelleri, flotasyon, uydu görüntüleri alt alanları önerildi.

Boğaziçi Üniversitesi için belirlenen 6 üst alandan biri olan “kontrol ve sistem mühendisliği” için “kontrolörler, karar verme sistemleri, bulanık mantık, çok etmenli (multi-agent) sistemler, robotik, hata tespiti (endüstriyel elektronik), proses izleme”; Gazi Üniversitesi için belirlenen 6 üst alandan biri olan “elektrik elektronik mühendisliği” için “galyum nitrür, ışık yayan diyotlar, yüksek elektron hareketlilik transistörleri, rüzgar enerjisi, elektrik enerjisi iletim ağları, kablosuz sensör ağları, sensör düğümleri” alt alanlar olarak önerildi.

Hacettepe Üniversitesi için belirlenen yedi üst alandan biri olan “tıp ve sağlık” için alt alan olarak “immünoloji, alerji, mikrobiyoloji, nörolojik hastalıklar ve omurga hastalıkları üzerine temel araştırmalar” önerildi.

Saraç, bu yaklaşımın diğer alanların ihmal edildiği anlamına gelmeyeceğini, sistemin bütününü, yani fen-mühendislik, sağlık ve sosyal alanları da desteklediklerini fakat bunu artık üst bir politika ve planlama çerçevesinde yaptıklarını söyledi.

Yekta Saraç, şunları kaydetti:

“Bu atılan son adım ise ülke kalkınmasının yanı sıra üniversitelerin dünya sıralamalarındaki yerinin yükselmesine de katkı sağlayacaktır. Yeni YÖK olarak üniversiteleri birbiriyle yarıştığı bir aşamaya getirdik. Bundan sonraki aşama olarak araştırma üniversitelerinin bölümlerinin ve ana bilim dallarının da birbirleriyle rekabet edeceği ve yarışacağı bir aşamaya geçirmek istiyoruz. Çok üreten ile az üreten tefrik edilmeli. Bu gibi yeni ve yenilikçi girişimlerimiz önümüzdeki günlerde devam edecektir. Bundan sonra başarılı akademisyenlere de değmek istiyoruz.”

Proje kapsamında 11 araştırma, 5 aday araştırma üniversitesi belirlenmişti

YÖK tarafından ilgili paydaş kurum ve kuruluşların da görüşleri dikkate alınarak Ankara, Boğaziçi, Erciyes, Gazi, Gebze Teknik, Hacettepe, İstanbul Teknik, İstanbul, İstanbul Üniversitesi – Cerrahpaşa, İzmir Yüksek Teknoloji ve Orta Doğu Teknik üniversiteleri “araştırma üniversitesi” olarak, Çukurova, Ege, Selçuk, Uludağ ve Yıldız Teknik üniversiteleri de “aday araştırma üniversitesi” olarak belirlenmişti.

Okumaya Devam

Eğitim-Öğretim

Prof. Dr. Selçuk Şirin: Hayalim Türkiyede her çocuğun evinde kitaplığının olması

Yayınlandı

Yazar :

New York

New York Üniversitesi Eğitim Kültür ve İnsan Gelişimi Fakültesi Uygulamalı Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Selçuk Şirin, AA muhabirine, 3 ay önce internet sayfası üzerinden başlattığı “1 milyon kitap” projesi hakkında değerlendirmelerde bulundu.

Türkiye’de her sene 1,3 milyon bebeğin doğduğunu ancak bunların sadece 300 bininin evinde bebeklerin beyin gelişimine fayda sağlayacak 0-6 yaş kitapların bulunduğunu vurgulayan Şirin, “Bu aileler de üniversite mezunu, varlıklı, kitapların çocuk beyninin gelişimine etkisini bilen kesimler. Geriye kalan yüzde 80’inin evinde ise kitap yok.” ifadelerini kullandı.

Şirin, bu soruna yıllardır cevap aradığına işaret ederek, “Türkiye’de bir milyon çocuğun evinde kitaplık yok, bu çocuklar kitapla ilk defa okula gittiği gün tanışıyor. Arada 6 yıllık bir makas oluyor, bu açığı daha sonra ne okullar ne de başka bir şey kapatabiliyor. Bu soruna yıllardır cevap aradım. Artık belli bir noktadan sonra dedim ki, ‘sadece araştırma yaparak olmaz, ben sahaya ineceğim’ ve geleceğe miras bırakmak anlamında bu projeye başladım.” diye konuştu.

“Proje, şeffaf şekilde bir şirket tarafından denetleniyor”

“Hayalim, Türkiye’de doğan her çocuğun evinde kitaplığının olması. Bir milyon çocuğun doğduğu gün evinde bir kitaplığının hazır olmasını istiyorum.” diyen Şirin, bunun çok zor bir proje olduğunu ama bir yerden de başlamak gerektiğini söyledi.

Şirin, kitap bulunmayan her ev için bir çözüm üretmeye çalıştıklarına işaret ederek şu ifadeleri kullandı:

“Projeye yaklaşık 3 ay önce başladık. Şu ana kadar her set 6 kitaptan oluşan, yaklaşık 22 bin set kitaplık kurduk. ‘1milyonkitap.com’ sitemizden imkanı olanlar için kitaplarımızı satıyoruz, elde edilen gelirin tamamınını da imkanı olmayanlar için kullanarak, yine siteden kitap isteyenlere ücretsiz olarak dağıtıyoruz. Bu projeden, ben dahil, kimse tek bir kuruş elde etmiyor, bütün proje şeffaf şekilde bir şirket tarafından denetleniyor. Bütün bunları açıklıyorum çünkü Türkiye’de bunlar kıymetli bilgiler.”

“Bir milyon eve 6 milyon kitap dağıtacağız”

İlk üç ayda toplam 150 bin kitap dağıttıklarının altını çizen Şirin, “Bu büyük bir başarı ama yetmez, çok çalışıp hedefimizi tamamlayacağız.” dedi.

Şirin, bu yola yalnız çıktığını, başta arkasında kimsenin olmadığını ancak şu an satış ve dağıtımda çalışan birçok gönüllünün bulunduğunu aktararak şunları söyledi:

“Hayalim bir milyon eve 6 milyon kitap dağıtmak. İnternet sayfamıza gelen herkese şu soruyu soruyoruz; paran varsa sana kitap satalım, paran yoksa sana kitap verelim. İlk 12 bin kişinin ücretsiz kitap setini dağıttık, sırada şu an sitede 50 bin kişi bekliyor. İnşallah yaptığımız satışlar ve yapılan bağışlar ölçüsünde gerisini de tamamlayacağız. Hedefim ilk sene 1 milyon kitap dağıtmak, bu da 160 bin set demek, ama en fazla 5 sene içinde bir milyon çocuğa bir milyon kitap seti dağıtmak istiyorum. Hayalim bu.”

“Ben de bir köy çocuğuyum”

Projeye gelen tepkilerin şu ana kadar çok iyi olduğuna değinen Şirin, “Anadolu’da kitaplarımız dağıtılıyor, özellikle köylerden çok güzel dönüşler alıyoruz. Bu beni çok daha mutlu ediyor. Ben de bir köy çocuğuyum, 18 yaşına kadar köyde büyüdüm, babam bir köy öğretmeniydi. O yüzden o ortamları biliyorum, oralara kadar ulaşmamız beni çok memnun ediyor.” diye konuştu.

Şirin, Amerikan Bilimler Akademisinde komisyon üyesi olarak gelişim psikoloğu olduğunu ve bu alanda yüzlerce çalışmasının bulunduğunu hatırlatarak, “Bildiğim bir gerçek var, o da çocukların beyin gelişiminin yüzde 90’ı ilk 3 yılda tamamlanıyor. Beynin en hızlı geliştiği bu dönemde, çocuklara ulaşmamız lazım.” dedi.

İş adamlarına da seslenen Şirin, “Ticaret yaparken bir sosyal iyilik de yapın. Yani geliriniz, kazancınız yaşam kalitesi olarak sadece sizin hayatınızı değiştirmesin, başkalarının hayatını da değiştirsin.” ifadelerini kullandı.

Okumaya Devam

Eğitim-Öğretim

İmam hatip lisesi öğrencileri Kudüs için yarışacak

Yayınlandı

Yazar :

İstanbul

ÖNDER İmam Hatipliler Derneği, Burak Derneği ve Milli Eğitim Bakanlığı Din Öğretimi Genel Müdürlüğü iş birliğiyle Anadolu imam hatip lisesi öğrencilerine yönelik “Kudüs” temalı kısa hikaye yarışması düzenlenecek.

“Senin Şehrin Senin Hikayen” başlığıyla düzenlenen yarışmayla öğrencilerde Kudüs’le ilgili inanç, tarih ve kültürel değerler açısından farkındalık oluşturmak, onları şehir hakkında araştırma yapmaya teşvik etmek ve bu konudaki bilgilerini zenginleştirmelerine fırsat sağlamak amaçlanıyor.

Türkiye’deki 1626 imam hatip lisesinden 496 bin öğrencinin Kudüs’ü tasvir ettikleri öykülerle başvurabileceği yarışmayla, yazma ve ifade becerilerinin geliştirilmesinin yanı sıra şehrin Türk medeniyetindeki önemine de dikkati çekmek hedefleniyor.

Yarışma kapsamda, ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Genel Başkanı Kamber Çal ve Burak Derneği Başkanı Adem Yenihayat, protokol imzaladı.

Protokol kapsamında öğrenciler, 16 Aralık’tan 3 Nisan’a kadar öykülerini “www.kudusyarismalari.com” adresine gönderebilecek. 8 Mayıs’ta sonuçları ilan edilecek yarışmanın ödül töreni 6 Haziran’da yapılacak.

Yarışmada birinciye Kudüs ziyareti ve 1500 lira, ikinciye Kudüs ziyareti ve 1250 lira, üçüncüye Kudüs ziyareti ve 1000 lira ödül verilecek. Ayrıca, mansiyon ödülü kazanan 5 öğrenciye de tablet hediye edilecek.

“Kudüs tüm insanlığın değeri”

Kamber Çal, protokol töreni sonrası AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kudüs’ün ortak bir değer olduğunu söyledi.

Projenin, imam hatipli gençlerin Kudüs konusunda bilinçlenmesi için başlatıldığını anlatan Çal, ortak kaygı ve değer olarak sahiplenilen Kudüs’ü, yarışma sayesinde öğrencilerin gündemine taşıdıklarını ifade etti.

Çal, “Kudüs bizim. Bu manada, projedeki öncelikli hedefimiz gençlerimizi sahiplenme konusunda bilinçlendirmek ve Kudüs’ü gündeme taşımak. Kudüs sadece orada yaşayan Filistinli Müslümanların bir değeri değil. Tüm Müslümanların aslında tüm insanlığın bir değeri.” dedi.

Adem Yenihayat da yarışmada “Senin Şehrin Senin Hikayen” ifadesini kullanarak öğrencilere, “Orası senin şehrin, senin ilk kıblen, tarihi açıdan da ecdadının şehri. Orası sana ait, senin bir değerin. Bununla ilgili bir hikaye yaz. Kudüs senin kaleminle daha da sana ait olsun.” mesajını verdiklerini belirtti.

Toplantıda, ÖNDER İmam Hatipliler Derneği Başkan Yardımcısı Tayfur Esen, Genç Önder Başkanı Resul Çiftçi ile derneklerin üyeleri de yer aldı.

Okumaya Devam