İletişim : info@mebhaberim.com

Eğitim-Öğretim

Ana kız üniversiteye hazırlanıyorlar

Yayınlandı

Denizli

Denizli’nin Sarayköy ilçesinde yaşayan 50 yaşındaki Fatma Dilbaz, bu yıl üniversite sınavına kızı ile birlikte girerek, okuma hayalini gerçekleştirmeyi hedefliyor.

Ailesinin ekonomik sıkıntıları ve annesinin rahatsızlığı nedeniyle lisenin ardından eğitimine devam edemeyen Fatma Dilbaz, 1998 yılında hayatını Ali Uğur Dilbaz ile birleştirdi.

Fatma Dilbaz, çocukları 10 yaşındaki Mustafa ve 18 yaşındaki Dilara’nın daha iyi eğitim alabilmeleri için onlarla mücadele etmeye karar verdi.

Kızına destek olmak ve üniversite hayalini birlikte gerçekleştirmek için Sarayköy Belediyesinin açtığı sınava hazırlık kursuna başlayan anne Dilbaz, okuma azmiyle gençlere örnek oldu.

Eşinin de destek verdiği Fatma Dilbaz, ev işlerinden kalan zamanlarda kızıyla derslerine evinde devam ediyor.

Fatma Dilbaz, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kızıyla üniversiteye hazırlanmanın onur verici olduğunu söyledi.

Kursa gelirken çok mutlu olduğunu belirten Dilbaz, şöyle konuştu:

“Kendi irade ve isteğimle her gün buradayım. Benim için okumak, öğrenmek kısacası eğitim mutluluk. ‘İnsan bildiği kadar özgürdür’ derler ya öğrendikçe özgürlüğünüz artıyor. Kızım sayesinde yarım kalan hayalimi gerçekleştirme fırsatı yakaladım. Hem ona destek olmak hem de içimdeki üniversite aşkını yeniden canlandırmak için kursa başladım. Kızım üniversiteye hazırlanınca bana da cesaret geldi.”

Her gün farklı bir bilgi öğrenme heyecanıyla kursa geldiğini ifade eden Dilbaz, dersi dinlerken de gençlik dönemine geri döndüğünü dile getirdi.

“Sosyoloji ya da antropoloji bölümü okumak istiyorum”

Derslerde anlamadığı konulara kızı ve öğretmeninin yardımcı olduğunu vurgulayan Dilbaz, “Sosyoloji ya da antropoloji bölümü okumak istiyorum. İnşallah başarılı olurum.” diye konuştu.

“İnşallah aynı üniversiteyi kazanıp birlikte okuruz”

Annesi ile YKS’ye hazırlanan Dilara Dilbaz da sınavdan güzel bir puan almayı hedeflediğini söyledi.

Annesiyle sınav arkadaşı gibi olduklarını anlatan Dilara Dilbaz, “Annemin üniversite sınavına hazırlanması beni gururlandırıyor. Birbirimize yardımcı oluyoruz. İnşallah aynı üniversiteyi kazanıp birlikte okuruz.” ifadelerini kullandı.

Baba Dilbaz ise eşine ve kızına sonuna kadar destek verdiğini ve onların okuma azminin kendisini mutlu ettiğini kaydetti.

Kursta tarih derslerine giren Suna Tutak ise “Fatma hanımın sınıftaki uyumu çok iyi. Güzel ders notları tutuyor. Kendisinden çok umutluyuz.” şeklinde konuştu.

Yorum için tıkla

Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Eğitim-Öğretim

Yabancı öğretim elemanı istihdamında kalite çıtası yükseldi

Yayınlandı

Yazar :

Ankara

Yükseköğretim Kurulunca (YÖK) üniversitelere Yabancı Uyruklu Öğretim Elemanı İstihdamıyla İlgili Usul ve Esasları belirleyen genelge gönderildi. 

Üniversitelerin yabancı dil hazırlık sınıflarındaki eğitimle ilgili öğrenci şikayet ve görüşlerinin de etkili olduğu kararın alınmasıyla yükseköğretimde kalite çıtasını yükseltmek, ülkenin kalkınma hedefleri doğrultusunda ihtiyaç duyulan nitelikli bilgi üretimini gerçekleştirmek ve nitelikli insan gücü yetiştirmek için son dönemde bir dizi yeni ve yenilikçi uygulama hayata geçirilmiş oldu.

Bu bağlamda, eğitim ve öğretim süreçlerinde istifade edilecek yabancı uyruklu öğretim elemanı istihdam şartları da öncelikle eğitimde kaliteyi gözeten bir bakış açısıyla güncellendi.

YÖK Yürütme Kurulunca, Yabancı Uyruklu Öğretim Elemanı İstihdamıyla İlgili Usul ve Esaslar, sürekli iyileştirme ve tekamül esaslı bir süreci ortaya koyarken, sadece ders vermek amacıyla yabancı uyruklu öğretim elemanı istihdam etme anlayışına ilaveten araştırma amacı da gözetilerek sisteme yeni bir anlayış getirildi.

Türkiye’deki çok sayıda doktoralı kişi, akademik alanda çalışabilmek için bir dizi kritere tabi tutulurken, üniversitelerde, doktorasız ve akademik tecrübesi olmayan yabancı uyruklu öğretim elemanlarının istihdamının doğru olmadığı anlayışıyla hareket edildi.

Yabancı uyruklu öğretim elemanı istihdamında özel şartlar

Düzenlemeyle yükseköğretim kurumlarının yabancı dil hazırlık sınıflarında, yabancı uyruklu öğretim görevlilerinin istihdamında aranacak asgari şartlar da belirlendi. Bu kapsamda, İngilizce hazırlık sınıflarında yabancı dil öğretimi için istihdam edileceklerin ana dilinin İngilizce olması bu kişilerin İngilizce okutmanı olması için yeterli olmayacak. İngiliz dili ve edebiyatı, dil bilimi, öğretmenlik veya eğitim bilimleri gibi alanlardan birinde en az lisans derecesine sahip olmak gerekecek. Ana dili İngilizce olup bu bölümlerden mezun olmayanlardan da en az iki yıl dil öğretim tecrübesi aranacak.

Ana dili İngilizce olmayanların ise İngiliz dili, İngiliz edebiyatı, İngilizce öğretmenliği gibi alanlardan birinde en az lisans derecesine sahip olması yetmeyecek. Bu kişilerin uluslararası tanınırlığa sahip akredite bir dil öğretimi merkezinde ilgili dilin öğretiminde en az iki yıllık iş deneyimine, DELTA veya CELTA yabancı dil sertifikasına sahip olması gibi özellikleri bulunması gerekecek.

İngilizce dışındaki yabancı dillerin öğretimi için istihdam edilecek yabancı uyruklu öğretim elemanları için de aynı şekilde iş tecrübesi aranacak. Daha önce yabancı dil öğretiminde görevlendirme için herhangi bir lisans programından mezun olma ve ilgili dilin ana dili olması yeterli kabul ediliyor ve tecrübe aranmıyordu.

Lisans ve lisansüstü programlarda doktoranın yanı sıra akademik tecrübe ve yayın şartı

Yükseköğretim kurumlarında lisans ve lisansüstü düzeyde ders vermek amacıyla istihdam edilecek yabancı uyruklu öğretim üyeleri içinde yeni kriterler getirildi.

Buna göre bu kişilerin doktora derecesine sahip olmaları ve ders vereceği programın eğitim diliyle ilgili yeterliğini kanıtlamış olmak kaydıyla ya YÖK tarafından tanınan yükseköğretim kurumlarından birinde en az bir yıl süreyle öğretim elemanı olarak çalışmaları ya da alanında yayımlanmış en az bir kitabının bulunması veya son 5 yılda hakemli dergilerde yayımlanmış en az 5 makalesinin olması gerekecek.

Daha önce yabancı uyruklu öğretim üyelerinin ders verebilmeleri için doktor unvanına sahip olmaları yeterli görülürken birçok üniversitede iş tecrübesi ve yayın şartı aranmıyordu. Artık ön lisans programlarında istihdam için de aynı şekilde iş tecrübesi aranacak.

Ders vermekle birlikte aynı zamanda araştırma amaçlı istihdam

YÖK Yürütme Kurulu, yabancı uyruklu öğretim elemanlarının ders vermelerinin yanında projelerde ve araştırma faaliyetlerinde de görev almasını istedi.

Türkiye’nin başarılı bilim insanları için cazibe merkezi haline gelebilmesini amaçlayan bu düzenleme kapsamında, Türk üniversitelerinde araştırma yapmak isteyen yabancı uyruklu öğretim üyesinin, THE, QS ve ARWU gibi sıralamalarda yer alan üniversitelerin birinden yüksek lisans veya doktora derecesi varsa ya da bu üniversitelerde akademisyen ve araştırmacı olarak en az bir yıl çalışmış veya istihdam edileceği üniversitenin yetkili kurullarınca saygın kabul edilen endeksli dergilerde en az 10 makale yazmışsa ya da bilime ve sanayiye katkı sağlayan bilimsel mahiyette en az bir araştırma projesinde koordinatör, yürütücü veya araştırmacı olarak görev almışsa bu kişilerin istihdamı özellikle teşvik edilecek.

Ayrıca bu kapsamda ders vermekle birlikte aynı zamanda proje veya araştırmalarda da istifade edilebilecek öğretim elemanları, iki aydan az olmamak kaydıyla kısa dönemli olarak da istihdam edilebilecek.

Bu değişiklik ancak kısa dönemler için Türkiye’ye gelebilme durumunda olan üstün nitelikli ve ödüllü bilim insanlarının ülkede yürütülen araştırma ve projelerde görev alabilmelerine imkan tanıyacak.

Yeni koşulları sağlayamayanların sözleşme süreleri uzatılmayacak

YÖK’ün yabancı uyruklu öğretim elemanlarının istihdamına ilişkin getirdiği yeni koşullar, 20 Ocak’tan itibaren YÖK’e yapılacak başvurularda geçerli olacak. Yükseköğretim kurumlarında halen çalışan yabancı uyruklu öğretim elemanlarından göreve devamında fayda görülenlere, yeni istihdam şartlarını sağlamaları için sözleşmelerinin bitim tarihinden itibaren ek süreler verilebilecek.

Okumaya Devam

Eğitim-Öğretim

Oyun terapisi çocuğun içsel dünyasını ortaya çıkarıyor

Yayınlandı

Yazar :

İstanbul

Medipol Mega Üniversite Hastanesi Uzman Klinik Psikolog Yasemin Kamalı, oyun terapisine ilişkin AA muhabirine yaptığı açıklamada, oyun terapisinin, çocuğun içsel dünyasını oyun yoluyla ortaya çıkardığını belirterek, yetişkinler sözel yolla iletişim kurarken, çocukların iletişim yolunun oyun olduğunu kaydetti. 

Çocuğun oyun terapisi aracılığı ile kendi içsel yaşantılarını, zorlandığı alanları ifade ettiğini aktaran Kamalı, “Bilinç dışı arzularını, korkularını, bastırdığı alanları oyun yolu ile bazen sansürle bazense sansürsüz ortaya koyar, bunu bize duyururken kendi de somut bir şekilde duymaya başlar.” diye konuştu.

Kamalı, oyun terapisinin 3-3,5 yaş ile 11-12 yaş aralığında kullanılan, yaşa bağlı olarak materyallerin değişebildiği bir teknik olduğuna işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu dönem Piaget’in bilişsel gelişim evrelerinden ‘somut işlemler dönemi’ne denk geldiği için çocuk oyun yolu ile de somut şekilde kendi içinde yaşadığı her ne ise travma vesaire bunları görmüş duymuş olacaktır. Aslına bakıldığında oyun dediğimiz şey hepimizi kapsamakta, çünkü biz yetişkinler de bir zamanlar çocuktuk ve ilk iletişim şekillerimizden biri oyundu. Büyüdükçe, yetişkinleştikçe oyun oynamayı unuttuğumuzu, en tanıdık bildik bir şey gibi gelmesi gerekirken bazen bundan çok uzaklaştığımızı görüyoruz. Zaman zaman ebeveynlerin bu yüzden çocuklarını nasıl anlayacaklarını bilmedikleri bir konumda kendilerini bulduklarını görüyoruz. Bu yüzden oyun terapisi uygulanırken aileyi de işin içine katmak, gerekirse aile çocuk oyun grupları tasarlamak destekleyici olabilmektedir.”

“Çocuk önemsenmek ister”

Kamalı, bu teknik uygulanırken çocuğun yaşı, yaşadığı sosyo-kültürel çevre ve ailenin dikkate alınmasının oldukça önemli olduğunu vurgulayarak, “Çünkü bu alanda çok çeşitli problemlerle (yeme, dışkılama, istismar, travma vb. gibi) karşılaşmak mümkün. Bu nedenle uygulanacak terapinin şekillenmesi de talebe bağlı olacaktır. Terapist bu esnada çocuğun yanında durur, çocuğun onu oyuna dahil etmesini beklemesi gerekir. Oradaki en önemli görevi çocuğa var olduğunu, duyulduğunu, görüldüğünü hissettirmek ve ihtiyacın olduğunda ben buradayım mesajını vermekle yükümlüdür. Onun alanına girmeden, işgal etmeden ona alan açarak beklemesi oldukça önemlidir.” diye konuştu.

Kişinin önemsenmek istediğini, bunun çok temel bir arzu olduğunu, çocuğun da bunu arzu etmesinin en doğal durum olduğunu ifade eden Kamalı, şunları kaydetti:

“D.W. Winnicott’un ‘yeterince iyi anne’ kavramında olduğu gibi burada da terapistin terapi odasında çocuğa alan açan ve kendini var etmesini sağlayan, baş etme becerisini keşfetmesine izin veren bir konumda olması önemli olacaktır. Bu sayede çocuk var olan problem üzerine sorumluluk alabilecek, kendi bedenini, duygularını sahiplenebilecektir. Kaka problemi olan bir çocuk ‘kakamı annem babam için yapıyorum’ demek yerine ‘kaka benim kakam, popo benim popom ve yapılmadığında ağrıyacak olan karın benim karnım, bedenim benim’ diyebilecek konuma gelecektir.” 

“Oyun odasının nasıl tasarlandığı, ne tür oyuncakların olduğu önemli”

Kamalı, oyun terapisinde diğer önemli bir konunun oyun odası olduğuna işaret ederek, “Oyun odasının nasıl tasarlandığı, ne tür oyuncakların olduğu önemlidir. Kum havuzu, bir musluğun bulunması, minyatür oyuncaklar, ev, iş gibi günlük hayatta var olan şeylerin bulunduğu köşelerin olması, resim boya yapabilmek için uygun masa ve sandalyenin varlığı önemli olmaktadır. Her çocuğun kendine ait bir kutusunun olması ona özel birkaç malzemenin bulundurulması gibi teknik konular da oyun terapisine dair unsurlardır.” diye konuştu.

Oyunun, çocuğun, bireyin hayatında oldukça geniş bir alan kapladığını vurgulayarak, sadece terapistleri kapsayan bir konu olmadığını, aslında herkesi kapsadığını dile getirdi.

Kamalı, çocuklarla oyun oynamanın sadece onların içsel dünyalarını keşfetmek değil onlara nasıl oyun oynanacağını da öğreten bir süreç olduğuna işaret ederek, “Çocukların anlaşmak için bizler gibi söze ihtiyaçları yoktur, bir grup farklı milletten, dilden çocuğu bir araya koyun ve izleyin onların nasıl anlaştıklarını, iletişim kurduklarını, oyun aracılığı ile birbirlerini nasıl anladıklarını görebilirsiniz. Kendi içinize bakın, içinizdeki çocuğu hatırlayın oyunun önemini bir kez daha fark edin. İçinizdeki çocukla bağınızın hiç kopamamasını diliyorum.” şeklinde konuştu. 

Okumaya Devam

Eğitim-Öğretim

Tedavi gördükleri için karne almaya gidemeyen öğrencilere polis sürprizi

Yayınlandı

Yazar :

Kahramanmaraş

Sağlık sorunları nedeniyle okula gidemeyen 5 ilkokul öğrencisini tespit eden Toplum Destekli Polislik Büro Amirliği ekipleri, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve ailelerin de onayı ile karnelerini okullarından alıp Elbistan Devlet Hastanesine geldi. Hastanenin çocuk servisini ziyaret eden polisler, öğrencilere karnelerini verdi.

Beklemedikleri anda karne ve hediyelerini alan öğrencilerin mutlu oldukları görüldü.

Toplum Destekli Polislik Büro Amiri Bilal Tekbıyık, AA muhabirine yaptığı açıklamada, hastanede tedavi gören öğrencileri sevindirmek istediklerini söyledi.

İlkokul 3. sınıf öğrencisi Enes Kin ise karne almaya gidemediği için çok üzüldüğünü ancak polis ağabeylerinin karnesini getirince çok mutlu olduğunu belirterek kendisinin de büyüyünce polis olmak istediğini söyledi.

Polislere sürprizden dolayı teşekkür eden anne Döne Kin de bu saate kadar karnesini alamadığı için üzgün şekilde bekleyen oğlunun polis ağabeylerinin karnesini getirdiklerini görünce çok şaşırdığını ve mutlu olduğunu belirtti.

Okumaya Devam